Gayri Safi Yurtiçi Hasıla ve Hâl-i Pürmelâlimiz
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA ve HÂL-İ PÜRMELÂLİMİZ – SEMİH ÇALIŞKAN…
Uzman erbaşlar-çavuşlar ile ilgili ilk yazımı yazdıktan sonra çok fazla geri dönüş aldım. Dürüst olmak gerekirse, hiç bu kadar geri dönüş alacağımı, yazımın bu kadar okunacağını ve okuyanların samimim duygularını paylaşacağını tahmin etmemiştim. Zaten bu yazı dizisini kaleme almaya karar verdiğimde de okunup okunmayacağından bağımsız “Tarihin doğru tarafında durmak gerek.” diyerek yola koyulmuştum. Yazıya kaldığımız yerden devam edelim.
İlk uzman çavuş ile görüştükten sonra yanımda bir arkadaşım ile kritik yapmaya gittim. İkimiz de çaktırmamaya çalışsak da gözlerimizde yağmur bulutu dolaşıyordu. (İlk yazıyı okumayanlar buraya tıklayarak okuyabilirler.) Artık çok daha emin ve çok daha kararlıydım bu yazıyı yazmaya.
Uzun uğraşlar sonucunda bir süre sonra bir uzman çavuşu bu yazı için röportaja, sorularımı yanıtlamaya ikna etmiştim. İlk uzman gibi, yine bir komandoydu. Hayatının uzun bir kısmı yine Suriye’de ve ….. ilinde geçmişti. Teklifimi kabul eden uzman çavuş ile iletişime geçtim. Heyecanlıydım. Çok kısa bir sohbetten sonra konuya girdiğim gibi kibarca sözümü kesti:
Uzman: “Kardeşim bir şey söyleyeyim sana.”
Semih: “Tabii.”
Uzman: “Seni kırmak istemem ama gerçekten konuştuklarımızın, yazdıklarının hiçbir faydası olmayacak ve bu sorunlar asla çözülmeyecek. Çözüleceğine inansam tüm sorunları, zorlukları anlatayım sana ama kimse bir önlem, aksiyon almayacak. Keşke alsalar ama çözülmez bu işler, buna dair bir umudum yok. Adımı yazmadan bu söylediklerim işini görürse böyle paylaşabilirsin.”
Uzman çavuş söylediklerini çok samimi ve içten söylemişti. “Yürekten” derler ya, öyle. Bunun üzerine her ne kadar biraz bozulsam da daha fazla üstelemedim. Fakat telefonu kapattıktan sonra yine de içim rahat etmedi. Bu adam garip biriydi. Bir şekilde konuşmalı ve hayat hikâyesini aktarmalıydım. Emrindeki erlerden birkaç tanesini buldum ve onlara ulaşıp komutanları hakkında neler düşündüklerini sordum.
Asker 1: ….. Komutan bize silahlı kuvvetlerin hem disiplinini hem de şefkatini gösterdi. İyi yürekli ve babacan bir adam.
Asker 2: Bir defasında revire gittim, sonrasında hastaneye sevk verdiler. Daha sonra beni gördüğünde kaç defa gelip nasıl olduğumu sordu. Sorma tarzını bir görsen, anan baban öyle sormaz.
Asker 3: Görevine olan bağlılığı, disiplinden taviz vermeyen duruşu ve her zaman emrindeki askerine öncülük eden karakteri ile bizim gurur kaynağımızdır. Onun gibi cesur, karalı ve örnek birisiyle tanışmak ve emrinde olmak benim için onur. Allah yolunu bahtını açık etsin.
Asker 4: Teslim olduğumuz gün bize bir bağırdı, aklım şaştı. İçimden “Bunca gün bu adamla nasıl geçecek?” diye düşünmedim değil. Terhis olduğumda en sevdiğim komutanlarımdan birisiydi. Beni tek süründüren odur. Askerliğimin de en güzel hatırası o cezadır. İnanılmaz bir andı. Hasta olursun, ilgilenir. “Moralim bozuk komutanım.” dersin, seninle konuşur. Eğitimde suyum bitti dersin, kendi de susuzken cebinden kendi suyunu çıkarır ve sana verir. ……. Komutan çok temiz yürekli birisi. Ben onun emrinde olmayı hep bir şeref sayacağım.
Bu konuşmalar peşi sıra devam etti. 8-10 askerin hepsi benzer şeyler söylemişti. Her biri farklı bir yöreden, siyasi görüşten, farklı bir kültürden olan 8-10 askerin üzerinde mutabık olduğu tek şey vardı: …. Uzmanın “Babacan, temiz yürekli, askerini koruyan kollayan bir adam.” olduğu yargısı. Tüm bunlara rağmen sonradan öğrendim ki, sözleşmesini yenilemeyecekmiş. Tıpkı ilk komando gibi. TSK, demir yumruklarını kaybediyor. TSK, Türkiye’nin her yerinden çıkıp askere gelmiş daha “temel askeri eğitimi” içselleştirmeye çalışan bir grup gencin “mutlak sevgiye dayanan mutlak itaat” ile emrine girmek istediği demirden yumruklarını kaybediyor.
Yoluma devam ettim ve bu sefer başka branştan bir uzman çavuşu ikna ettim. Adanalı, çok çocuklu ve alt-orta gelirli bir ailenin işletme mezunu bir oğluydu. Askerdeyken, komutanlarının da yol göstermesiyle uzman çavuşluğa başvurmuş. Daha sonra branş eğitimini almış ve ihtisasını terörle mücadelede yapmış. Hakkari’nin dağlarını arşınlanmış bir uzmandı.
“Sana sıkılan kurşun
Ciğerime saplanır
Bilmem bu acı nasıl
Yüreğimde saklanır
Can verdiğin bayrağın
Tabutuna sarılmış
Sana yüce yaradan
Cennetten yer ayırmış”
İlk görev yeri bu türkünün yazıldığı Hakkari/Dağlıcaymış.
(Dinlememiş olanlara buraya tıklayarak dinlemelerini tavsiye ederim. Dinledikten ve gözlerinizdeki yaşı sildikten sonra okumaya devam edebilirsiniz.)
Görev yerini öğrendikten sonra aklımda Türkiye’nin terörle mücadele ettiği son 35 sene geldi. Bir film şeridi gibi geçmişti gözümün önünden. Hakkâri… Haritada sadece Türkiye’nin güneydoğusunda bir sınır ili gibi görünür. Ama yolu bu topraklara düşenler bilir ki burada yükselen her dağ, esen her rüzgâr, akan her dere; bir mücadelenin, bir bedelin, bir hikâyenin taşıyıcısıdır. Çünkü Hakkâri, yalnızca coğrafi değil, aynı zamanda psikolojik bir sınırdır. Terörün ele geçirebileceğini sandığı ama Türk askerinin bir çakıl taşını dahi vermediği yerdir.
Burası kolay bir coğrafya değildir. Dağlar sarp, yollar dolambaçlı; her geçit pusularla, mayınlarla, tehlikelerle doludur. Zap Vadisi’nde yankılanan bir kurşun sesi, sadece bir çatışmayı değil; sabrı, cesareti ve çoğu zaman gözyaşını haber verir. Kato Dağı, Gabar, Cudi… Bu dağlar sadece haritada değil, Türk askerinin kanıyla kutsanmış, nöbetin suskun ama onurlu şekilde tutulduğu mekânlardır. Her taşında bir iz, her rüzgârında bir şehidin adı saklıdır.
Bu yüzden Hakkâri yalnızca bir sınır değil; vatan uğruna verilen kararlı mücadelenin ve sessiz kahramanlığın adıdır tarih boyunca.
Semih: Hakkari…Nasıl bir yerdi?
Uzman: İlk kez orada saldırıya uğramıştım. İlk temas. O an bir şok geçirmiştim ancak daha sonra orada çok şey öğrendim ve …. yıl boyunca Hakkari’nin her yerinde mücadele ettim. Ayak basılmamış yer bırakmadık. Günlerce dağda kaldığımız, saçımızın sakalımızın birbirine karıştığı nice günler geçirdik. 33 yaşında boşuna yaşlanmadık. (Gülerek.)
Semih: Daha demin saldırıya uğradığınız ilk andan bahsettiniz. Uzman çavuşlar TSK’nın en fazla şehit veren zümresi. Sizde şehit düşebilirdiniz. Her an bununla yaşamak nasıl bir duygu? Siz öldüğünüz zaman bir de geride kalanlar var. Anne-babanız, evliyseniz eşiniz ve varsa çocuğunuz…
Uzman: Doğru ama bu benim işim. Elbette, ailen varsa sen istesen de istemesen de her zaman daha temkinli ve tedbirli oluyorsun. Emniyeti daha öne alıyorsun. Eski cahilliğin kalmıyor. Ancak korkuyorsan asla asker olamazsın. Ölümden de herhangi başka bir şeyden de korkmayacaksın.
Semih: Yani, temasa girdiğinizde, çatışmaya girdiğinizde aslında aileniz aklınızda oluyor. Doğru mu anladım ?
Uzman: Hayır. Temasa girdiğinde veya bir operasyona gittiğinde aklında tek şey olur: Ölmemek ve zayiat vermemek! Bir kişiyi bile kaybedemezsin.
Semih: Yarın bir gün, çocuğunuz birincilikle mezun olduğu üniversite töreninde gözleri babasını aradığında onu bulamayabilir. Eşiniz ise o an keşke ….. bunu görebilseydi diyebilir. Bu çok mümkün, yaşanabilir bir senaryo. Değil mi?
Uzman: Evet, öyle. Bu benim işim.
Semih: Peki bir şehit verdiğinizde, bir silah arkadaşınızı kaybettiğinizde ne hissediyorsunuz?
Uzman: Ben çok şehit verdim. Bir tanesi çok yakın arkadaşımdı. Bir operasyondan dönmüştük. Operasyon başarılıydı ve mutluyduk ancak bir kişi eksikti. …….’i bulduk. Havan şarapneli kafasını delip geçmişti. Yıkıldım. Çok yakın arkadaşımdı. Çok eğlenceli, şamatacı, çok iyi birisiydi. Allah rahmet etsin.
O kadar üzülüyorsun ki, şöyle bir an yaşadım. Ben halamı çok ama çok severim. ……’i şehit verdikten bir hafta sonra abim arayıp halamın vefat ettiğini söyledi. Ben de “tamam” dedim. Abim şaşırdı, anlamlandıramadı nasıl böyle bir tepki verdiğimi. Benim silah arkadaşım ölmüş, daha 1 hafta olmuş. O kadar üzülmüşüm ki ona, halamın ölmesine üzülemedim. O kadar üzülüyorsun ki, başka hiçbir şeye üzüleyemiyorsun.
Semih: Hem şehidimize hem de halanıza Allah’tan rahmet diliyorum. Hakkari, terörle mücadelenin en yoğun yaşandığı alanlardan biri. Geçtiğimiz yıllarda bazı sivil vatandaşların Türk güvenlik güçlerine yönelik tepkiler gösterdiği olaylar da kamuoyuna yansıdı. Sahada karşılaştığınız bu tür sosyal dinamikler ve tepkiler görevlerinizi nasıl etkiledi? Böyle hassas bir ortamda güvenlik politikalarını uygularken yaşadığınız zorluklar ve bu tepkilere karşı nasıl bir tutum sergilediğiniz hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Uzman: Bir halkın refahı ve güvenliği için oraya gittik. Ne olursa olsun, kim ne derse desin. Halk için oradaydık. Gerisi bizi ırgalamaz. Operasyon da zaten böyle şeyler düşünemezsin. Operasyonda değilsem de silah arkadaşım şehit düşmüş benim. Kim ne demiş hiç umursamam, o acıyla duymam dahi.
Semih: Peki, onca zorluk geçirmişsiniz. Hakkari’nin dağları yuvanız olmuş. Yetişkinliğinizin neredeyse yarısı Hakkari’de geçmiş. Birazcık özlük haklarınız hakkında konuşmak istiyorum. Uzman çavuşların özlük hakları ile ilgili sorunlar nedir?
Uzman: Özlük hakkımız yok. Her şeyden önce sağlık ve kadro yönetmeliği değişmeli.
Sağlık yönetmeliğini kadrodan önce söylemişti. İlginçti çünkü sağlık yönetmeliğine sanki daha fazla önem veriyordu. Araya girerek “3 aydan fazla rapor alırsanız sözleşmeni feshediliyor sanırım, değil mi?” diye sordum ve sağlık yönetmeliğini konuşmak istediğimi belirttim.
Uzman: Evet. Eşim rahatsızlansa karaciğerimi versen işten atılıyorum. Bacağım kırılsa ve 3 ay içerisinde dönemezsem sözleşmem feshediliyor. Kanser olsam sözleşmem feshedilir. Ancak bu durumlar subay-astsubay sınıfında böyle değil. Çünkü onlar sözleşmeli değil. Böyle de olmamalı zaten. Vatan için ölmenin sözleşmesi mi olur? Bizim finansal durumumuza kadar bakılıyor. Aşırı borçlanma tespit edilirse sözleşmen yine feshediliyor. Kadromuz yok, atama yönetmeliğimizde çok sorunlu. Beni batı gözüktüğü için Kayseri’ye atıyor ama birliğim Suriye’de. Tunceli’ye atıyor birliğim yine Suriye’de. Diyarbakır’a atıyor birliğim Suriye’de. Ben eşimi ve çocuğumu nasıl göreceğim? Senede 30 gün ailemi görüyorum, koskoca bir senede 30 gün evladımı görüyorum. Geri kalan günler arazide, sıcak çatışmada.
Sivil memurlar bile benden değerli. Ben sivil memurdan daha az lojman hakkına sahibim. Sivil memurun bulunduğu ilde evi var. Adam evini kiraya verip lojmana yerleşiyor. Lojmanın zaten çok cüzi bir kirası var. Kendi evinden bir de kira parası alıp hayatına bakıyor. Ben ailemi lojman almazsam nasıl gittiğim yere götürebilirim ki? Siz de görüyorsunuz kiralar ateş pahası. Eş ve çocuklar ile sürekli bu kadar uzak yaşamaktan dolayı uzman çavuşlarda boşanma oranı inanılmaz yüksek. Uzman çavuşların intihar etmelerinin %50 sebebi mobbing, %25’i aşırı borçlanma, %25’i ise bu boşanmalardan dolayı. Yılda 30 gün eşini-çocuğunu görerek evliliğini nasıl sürdüreceksin? Biz resmen üvey evladız.
Semih: Devlet uzman çavuşlara beylik tabancası vermiyor. İsterlerse, uzman çavuşlar kendisi alıp TSK envanterine kaydettirebiliyor. Siz Hakkari’de görev yaptınız. Buradaki tecrübeniz itibariyle bu durum riskli değil mi? Her an sokakta bir saldırıya uğrayabilirsiniz.
Uzman: Doğru. Hakkari’de rütbeli personelin bazısı uzman onbaşının, uzman çavuşun silahını alıyor. Şunu anlarım: Uzman personel gider, bir süre gelen personelden emin olmak için silahını alırsın. Kısa bir süre onu izler, gözlersin ama daha sonra verirsin. Aksi doğru değil, bunu yaparak uzman çavuşun hayatıyla oynuyorlar.
Semih: Uzman çavuşlar, terör operasyonlarının yoğun olduğu bölgelerde görev yaparken, aynı zamanda siviller tarafından günlük hayatta da sert eleştirilere maruz kalabiliyorlar. Siz bu eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz? Ayrıca, aldığınız eğitim ağırlıklı olarak silahlı mücadeleye yönelik; sosyal hayata ya da meslek edinmeye yönelik herhangi bir ek eğitim verilmediği de biliniyor. Bu durum sizce görev ve yaşamınızı nasıl etkiliyor?
Uzman: Asker adamın biraz sinirli olduğu doğru ama adam ne yapsın? Bunca şey yaşıyorsun ve sözleşmelisin. Vatan için kanını akıtmanın sözleşmesi olur mu hiç? Bütün bir kariyerin üstünün iki dudağı arasına bağlı. Haliyle bu sinire biraz yansıyor. Asker olduğun için zaten senin ve ailenin sivildeki hayatı daha kısıtlı. Bir de uzman çavuşsan çok daha kısıtlı. Ben sivilde alkol içemem, laf söz olur, sözleşmem var. Ben motor kullanamam bir kaza yapıp suçlu olsam sözleşmem feshedilir. Karım çocuğum her zaman aynı cümleyi duyar: Sen asker eşisin-çocuğusun. Hiçbir sivil hayatın, yaşamın yok.
Zaten uzman çavuşlara sosyal hayata dair hiçbir eğitim verilmiyor ki. Silahlı eğitim ver elbette ama daha sonra sürekli bir şekilde sosyal hayat eğitimleri de ver. Adama silah eğitimi verip araziye sürüyorsun. Bu çok yanlış. Mesela ben, şuan, gitar çalmayı bilen bir erimden gitar çalmayı öğrenmeye çalışıyorum. Bunu bu yaşımda neden yapıyorum? Bir oğlum var. O görsün, babasının ne yaptığını merak etsin ve daha iyi yetişsin diye yapıyorum. Uzmanlara böyle eğitimler de verilmeli. Verilmemesi çok ama çok büyük bir yanlış.
Semih: Hangi uzman çavuş ile konuşsam anlattıkları şeyler birçok insan için akıl alır gibi değil. Çatışmalar, bombalar, ölümler… Yabancı ülkeler bu tarz savaş ve çatışma görmüş askerlerine psikolojik destek sağlıyor. Uzman çavuşlar için böyle uygulama var mı?
Uzman: Sen hiç RDM diye bir yer duydun mu?
Semih: Evet, Rehabilitasyon Danışma Merkezi.
Uzman: Eğer sen böyle bir sorunla yetkili mercilere gidersen sana RDM deyip bir süre sonra da seni şutlarlar. Fakat bu durum subaylar için böyle değildir. Onları başka yere tayin ederler, başka görevlere atarlar vesaire… O yüzden kadro ve daha iyi hazırlanmış yönetmelikler gelmeli diyoruz.
Semih: Herkese sorduğum son bir soruyu sormak istiyorum size. Tüm bu yaşadıklarınız içerisindeki “en” mutlu, huzurlu, riskli… anınız hangisi? Herhangi birini seçebilirsiniz.
Uzman: Bir gün bir operasyona gittik ve temasa girdik. 4-5 terörist etkisiz hale getirilmişti. Bizim hiçbir kaybımız yoktu. Her şey çok yolunda gitmişti dolayısıyla çok mutluyduk. Dönerken telefonum çaldı. Telefonu açtığımda karımın sesini duydum. Hamileymiş. Hayatımın en mutlu anıydı. Dibimdeki taşın üstüne oturup ağlamıştım. İnanılmaz bir andı.
Görüşmemiz bitmişti. Soğuk bir havada geri dönüyordum. Uzun ama çok neşeli bir görüşme olmuştu. Konuştuğum uzman çavuş, gördüğü onca acıya rağmen neşesini hiç kaybetmemişti. Yüzü hep gülen, nüktedan, pozitif birisiydi.
Yanımdaki arkadaşım “Semih, ben daha yaşlı sanıyordum. Meğer çok gençmiş.” dedi. Nasıl olmasın ki? Onlarca şehit verdiğimiz bir yerde, Türk askerinin döktüğü kanın türkü olduğu bir yerde yıllarını harcamış. En yakın arkadaşlarını toprağa vermiş. Ayağımızda botlarla basmaya şüphe edeceğimiz çamurda gecesini gündüz etmiş… Tüm bunların yanında; eşine hasret, evladına özlem… Öbür yanda ise mobbing ve sözleşmenin, Demokles’in kılıcı gibi, her an başında sallanması… O zaman yanımdaki arkadaşıma söylememiştim ama bunca stresi sen-ben yaşayabilir miydik? Bunu okuyan yaşayabilir miydi? Etrafınızda kaç kişi bunları yaşayıp bu kadar neşeli kalabilirdi? Kaç kişi bunca stresinin ve baskının altında hala gitar çalmayı öğrenmeye çalışır ve oğluna bir “sanat sevgisi” bırakmaya gayret ederdi?
Bülent Eczacıbaşı bir konuşmasında şöyle diyordu: “Mesai saatleri içinde bir gözümü kapatır, dünyaya ekonomi penceresinden bakarım. İşten çıkınca ise o gözümü kapatır, diğer gözümle sanat penceresinden bakarım. Henüz ikisiyle birlikte bakmayı öğrenemedik.” Konuştuğum uzman çavuş ise dünyaya, gez ile arpacık arasından baktığı kadar, bir müzik enstrümanının perdelerinden, tınılarından da bakmayı öğrenmeye çalışıyordu, çocuğu için!
Bu konuşma bittiğinde içimde tarifi mümkün olmayan bir saygı duygusu vardı. O an bir şeyi anlamıştım: Hani ilk konuştuğum erlerden birisi “Onun emrinde olmayı şeref sayacağım.” demişti. Neden böyle dediğini şimdi anlıyordum çünkü aynı duyguları paylaşıyordum.
Elimdeki notları tekrar bir göz attıktan sonra belki bir değerlendirme yazısı belki yeni röportaj ile üçüncü kısmı yazacağım. Tekrar görüşmek üzere…
Vatan nöbetini omuzlayan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tüm kadrolarına, tazimle…
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA ve HÂL-İ PÜRMELÂLİMİZ – SEMİH ÇALIŞKAN…
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | ENFLASYON, VERGİ POLİTİKALARI VE ÜCRETLİLER – SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI Uzun…
| DR. İKBAL VURUCU YAZDI | İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE DEMOKRATİK RETORİĞİN İSTİSMARI Bir Zihniyetin Dışavurumu…
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | BEŞERİ SERMAYE ENDEKSİ: İYİ SAĞLIK, İYİ EĞİTİM! Türkiye İstatistik Kurumu…
| İkbal Vurucu | Geçmişi Yargılamak mı, Anlamak mı?: Bir Program Üzerinden Tarihçilik Tartışmaları Geçmişi…
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | 2025 AĞUSTOS AYI ENFLASYON VERİLERİ Ağustos ayı enflasyon verileri açıklandı.…