Gayri Safi Yurtiçi Hasıla ve Hâl-i Pürmelâlimiz
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA ve HÂL-İ PÜRMELÂLİMİZ – SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI GSYH, 2025 yılının son çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine kıyasla…
Uzun bir aradan sonra yeniden bir enflasyon yazısı kaleme alıyorum. Kendimi bildim bileli enflasyon ve yoksulluk çalışmalarını takip etmeyi, bu alanda düşünmeyi ve çalışmayı daha kıymetli buldum. Hayata dair “mücahede iştiyakimi” diri tutan da bu oldu hep.
Yakın zamanda özel ve sosyal hayatımdaki bazı değişiklikler ve güçlükler bu mecrada yazın ve YouTube’daki yayın serüvenime ara vermeme neden oldu. Yavaş yavaş işleri yoluna koyduğum bugünlerde artık daha düzenli bir şekilde yazı ve yayın hayatıma devam edeceğim.
Buradaki istikrarım, sosyal medyanın sunduğu popülizm ve şaşalı yaşamlar destinasyonuna varmak için yürütülen disiplinli bir üretimin sonucu değil ve asla olmayacak. Bu istikrar, bir şeylerin değişeceğine dair inancımdan ve fikir işçiliğimin veriminden ibaret.
O yüzden ara verdiğim dönemlerde bilin ki, ya mücadele azmime ya da değişime yönelik inancıma halel gelmiştir; yoksa disiplinsizlikten ötürü terk edilmiş bir mevzi yoktur.
Neyse, bu uzun girişten sonra konumuza dönelim: Bir süre önce ISO başkanı Erdal Bahçıvan EKONOMİM gazetesi ziyaretinde bazı demeçlerde bulundu. Bu ziyarette gıda enflasyonu, tarım ve üretim, su sorunu ve vergi politikaları gibi birçok kritik başlığa değindi. Birçok “sanayici başkanın” aksine daha doğru ve yerinde tespitler yaptığını düşünüyorum. Özellikle gıda enflasyonu konusundaki değerlendirmesinde çok haklı. Türkiye’nin enflasyonu aslında bir gıda enflasyonudur. Bu konuda daha önce yazdığım bir yazıyı da burada siz değerli okuyucuların dikkatine sunarım. Ancak, gıda enflasyonu ve bunun hissedilen enflasyondaki karşılığı sadece gıda fiyatlarının ülkemizdeki artış trendiyle ilgili değil; aynı zamanda ülkemizdeki ortalama maaşın asgari ücret seviyesine yakınsamasının da bu tabloya ciddi etkisi var. Tahmin ve takdir edersiniz ki, gıda kadar temel ve hayati başka bir enflasyon kalemi yok. Bu sebeple, insanlar, özellikle ücretliler, maaşlarının ciddi bir kısmını sadece gıdaya harcadıkça; onların geleceğe yönelik enflasyon algılarının düşmesini beklememeliyiz. Bu gerçekçi değil.
Nitekim, ülkemizde hala yanlış anlaşılan bir nokta var ki, o da enflasyonun düşmesi, kamuoyundaki adı ile “dezenflasyon süreci” fiyatların da düşmesi anlamına gelmiyor. Fiyat artışlarındaki trendin yavaşlaması anlamına geliyor. Burada ISO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın “Yani faiz indiriminin yolu para politikasından önce tarım politikasından geçiyor.” diyerek ifade ettiği gerçeği ben başka bir bakış açısıyla şöyle ifade edebilirim:
“Türkiye’de fiyat artışlarının sürdürülebilir ve ücretli kesim için karşılanabilir bir seviyeye gelmesi için tarım ve gıda politikalarımızı toptan ve köklü bir şekilde tartışmalıyız.”
Bahçıvan, 90’ların trendi diyerek işaret ettiği enflasyon-döviz kuru ikiliğinin etkinliğini kaybeden bir paradigma olduğu konusunda da haklı. Türkiye yıllardır imalat sanayinde rekabet ettiği ülkelerdeki otomasyonu ve maliyetleri yakalayamadı. Türk sanayicisi, zaman zaman emeğin “çok ucuzlaması” yani çalışan maliyetlerinin döviz bazında rekabet edilen ülkelere kıyasla çok daha düşük olması sebebiyle de bu otomasyona ve verimlilik çalışmalarına yatırım yapma hevesi taşımadı. Ne yazık ki, Türk sanayicisi “çalışkanlığını” kahir ekseriyetle emek ve emekten alınan verim üzerine oturtuyor. Devam edelim.
Bahçıvan’ın değindiği ve benim de çok önemli gördüğüm diğer kısım ise “su” meselesi. Su yapay zekadan imalat sektörüne, gıdadan gündelik yaşantıya kadar hayatın her alanında. Sürdürülebilirlik çalışmaların bu denli arttığı, Türk ihracatçısının karbon ayak izi çalışmalarını günden güne ilerlettiği ve AB tarafından bu yönde bir negatif regülasyona maruz kalmamak için yüksek çaba sarf ettiği, çevre politikalarının artık son tüketici nezdinde dahi önem kazandığı bu günlerde su meselesini de daha ciddi bir politikaya ve planlamaya oturmak zorundayız. Burada şunu da hatırlatmak isterim: Suriye iç savaşı çıkmadan önce kuraklık ve susuzluk yaşanmış daha sonra Suriye’den Türkiye’ye göç özellikle kurak ve susuz bölgelerden tetiklenmişti. Suriyeli sığınmacılar konusunda birazcık saha da bulunmuş kimseler ve/veya sahadaki çalışmaları takip edenler “Kuraklık ve kuraklığın sebep olduğu negatif getiriler sebebiyle geri dönmek istemiyoruz.” minvalindeki açıklamaları da duymuş ve okumuştur.
“Su meselemizi”, belediyelerin “su satış fiyatı” üzerinden gündelik ve bir o kadar laubali tiratlarından, saygısız ve üstenci yaklaşımlarından, popülist heva ve heveslerinden kaçırmalıyız. Ancak burada şunu da aklımızdan çıkarmamalıyız: Gerek Türkiye’deki milyonlarca sığınmacı ve göçmen ile yakından bağlantılı gerek Türk insanının en temel ihtiyacı gıda ile direkt ilişkili su meselemizi, bir sorunu tespit ettiklerinde o sorunun bir ihtimal çözüm yollarında “teknoloji ve yatırım potansiyeli, sanayi hamlesi, kar ve para” gören bir kapitalist iştaha da emanet edemeyiz.
Bahçıvan’ın yazısında neredeyse başından sonuna katılmadığım nokta ise vergi sistemiyle ilgili önerileri. ISO Başkanı Erdal BAHÇIVAN bununla ilgili “KDV’nin köklü biçimde kaldırılarak nihai tüketim aşamasında tahsil edilen bir sisteme geçilmesi” gerektiğini söylemiş ve daha sonrasında ABD’de uygulanan “sales tax” vergisini örnek uygulama olarak göstermiş. Burada iki noktadan itiraz etmek mümkün: Bunlardan birincisi ABD’de uygulanan birçok politika gibi “Sales Tax” vergisi de ABD’nin nev-i şahsına münhasır politik yapısı ile yakından ilgili. Bunu tartışmayı daha sonraki bir zamana bırakıyorum.
İkinci nokta ise KDV’den “Sales Tax’e” geçmek sadece sermayedarın nakit akışını kolaylaştıran ve devletin vergi kaybını arttırma ihtimali olan bir vergi türüdür. Zira Bahçıvan’ın görmezden geldiği asıl mesele şudur: Her ne kadar KDV tüm zayıf yönleri ve Türkiye örneğinde birtakım aksaklıkları ve adaletsizlikleri olan bir uygulama da olsa sadece bir vergilendirme biçimi değil, sistemin kendi içindeki zaptiyesidir. KDV’de her işletme, cebinden çıkan vergiyi devletten geri alabilmek veya mahsup edebilmek için bir önceki basamaktan fatura ister. Yani kayıt dışılık için birçok kişinin bir araya gelmesi gerekir. Burada sistem, her bir tüccarı farkında olmadan devletin fahri vergi müfettişi yapar; herkes birbirini denetler, zincir belgelenerek ilerler. Siz kalkıp “Sadece son aşamada toplayalım” derseniz, o aradaki tüm üretim ve tedarik zincirini karanlıkta bırakırsınız.
Türkiye gibi kayıt dışı ekonominin yüksek olduğu, vergiden kaçınma yerine vergi kaçırmanın tercih edildiği bir yerde KDV’nin uygulanışını değiştirmek sadece devletin kaybettiği geliri son tüketici üzerine yeni vergiler ile bina etmesi anlamına gelir. Erdal Bahçıvan, her ne kadar bu uygulamaya geçerken kayıt dışılığın azaltılması gerektiğini, tüketimdeki verginin tabanının yayılacağını ifade etse de niyetler potansiyeller ile aynı istikameti işaret etmiyor.
Eeee, konu vergiler olduğunda o klişeyi de doğru yerine oturtalım: 1215 Magna Carta’dan bu yana biliyoruz ki; vergi bir “ferman” değil, rıza ve adaletle örülmüş bir toplumsal sözleşmedir. Yani mesele sadece devletin dilediği gibi vergi toplaması değil, o verginin hangi hakla ve kimden toplandığıdır! Vergi politikasında, başından sonuna köklü tartışmalara ve – bence – değişimlere ihtiyaç var. Mesele burada istikametimizin ne yönde olacağı. Doğrudan vergileri mi, dolaylı vergileri mi çeşitlendirecek ve arttıracağız ya da kaldıracağız? Daha sarih bir soru soralım: Ağırlık olarak tüketimden mi yoksa gelirden mi vergi almayı esas kabul edeceğiz?
Daha gıda sorununu, enerji tüketim sorununu, kira sorununu çözememiş ve enflasyonu bu üçü haricinde düşünemeyen ve hissedemeyen bir toplumda, üreticilerin nakit ihtiyacı için vergi değişikliği ve çeşitliliğine gitmek mantıklı değil. Tüketimdeki vergileri belgelendirmeyi esas alan bir sistem yerine, servet vergisini de içeren, gelirden vergilendirmeyi esas alan bir sistemi tartışmalıyız.
Burada kilit mesele gelirin doğru beyan edilmesi. Tabii, bunu takiben gelirden alınan ve alınacak vergiler doğru ve hakkaniyetli bir basamaklandırma ile çeşitlendirilmelidir. Güncel birkaç örnek vermek icap ederse Türkiye’nin en büyük ticaret odalarından birinin başkanının şirketinin ödediği vergi ortalama bir beyaz yakanın ödediği vergi ile aynı olamaz; bu eşyanın tabiatına, hayatın doğal akşına aykırıdır. Yine Türkiye’nin en büyük sanayi odalarından birinin başkanının yönetim kurulu başkanı olduğu bir şirketin; 2022, 2023, 2024 yılını matrahsız geçirmesi yani bir gelir beyan etmemiş olması da kabul edilebilir değil. Keza LinkedIn’de linç edilene kadar muteber süper marketlerin raflarında kendisine yer bulan ve günden güne popülerleşen bir gıda firmasının bahse konu linç olayından önceki 3 yılda neredeyse hiç vergi ödememiş olması da bir o kadar garip ve açıklanamaz.
Vergi politikaları hakkında konuşmak için önce vergi ödemek gerek. Yıllar önce “Sakarya Fırat” isimli dizide Oktay Kaynarca’nın canlandırdığı “Cehennem Binbaşı” karakteri bir sahnede “Ben askerin yüreğine bakarım bakarım, ona da dağda bakarım!” diyordu. Biz ücretliler olarak, vergisini zamanında ödeyen ve vergi ödemekten bazen kendi ödemelerini yapamayan ücretliler olarak, “vergilendirme” politikası hakkında konuşan kişilerin evvela “vergi ödeyip ödemediğine” bakarız! Ona da “vergi levhasında” bakarız. 🙂
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA ve HÂL-İ PÜRMELÂLİMİZ – SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI GSYH, 2025 yılının son çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine kıyasla…
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | ENFLASYON, VERGİ POLİTİKALARI VE ÜCRETLİLER – SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI Uzun bir aradan sonra yeniden bir enflasyon yazısı kaleme alıyorum. Kendimi bildim bileli…
| DR. İKBAL VURUCU YAZDI | Zihinsel Sömürgeciliğin Türkiye’deki İzleri Bu makale, sömürge entelektüeli kavramını, Edward Said’in Batı merkezli coğrafi ve siyasî tanımlamasının ötesine taşıyarak, kültürel yabancılaşma…
| DOĞAN SEVİMBİKE YAZDI | Cumhuriyet 102 Yaşında! “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.“ Mustafa Kemal Atatürk 1923’te bu topraklarda Türk halkı yüzyılların karanlığını yararak kendi kaderine el koydu.…
| DR. İKBAL VURUCU YAZDI | İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE DEMOKRATİK RETORİĞİN İSTİSMARI Bir Zihniyetin Dışavurumu DEM Partili Pervin Buldan, terörist başı Abdullah Öcalan’ın İmralı görüşmesinde medyayı eleştirdiğini…
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | BEŞERİ SERMAYE ENDEKSİ: İYİ SAĞLIK, İYİ EĞİTİM! Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) birkaç gün önce yeni bir veri seti yayınladı. Bu veri setinin…