Birkacdakika, yaşama dair bir yeni medya girişimidir!

GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA ve HÂL-İ PÜRMELÂLİMİZ - SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI

GSYH, 2025 yılının son çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine kıyasla %3,4; bir önceki çeyreğe kıyasla ise %0,4 arttı. Daha basit bir ifadeyle, Türk ekonomisi 2025 yılı son çeyreğinde 2024 yılı son çeyreğine kıyasla %3,4; bir önceki çeyreğe kıyasla ise %0,4 büyüdü.

2025 yılının geneline baktığımızda inşaat sektörü bir önceki yıla kıyasla %10,8 büyümüş. Onu takiben bilgi ve iletişim faaliyetleri %8,0, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar %6,9, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri %4,6, finans ve sigorta faaliyetleri %3,8, sanayi %2,9, gayrimenkul faaliyetleri %2,7, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri ise %1,0 artarken; tarım sektörü %8,8 daralmış.

Öncelikle, 6 Şubat depreminin etkilerini hâlâ görüyoruz. O dönem yıkılan ve yeniden inşa edilen, hasar görüp tekrar yapılan yapılar ile depremin ardından oluşan yeniden inşa ihtiyacının tetiklediği inşaat sektöründeki büyüme sürüyor. İlerleyen dönemde de inşaat sektöründe bu tür bir trendin, yani büyümenin, devam edeceğini düşünüyorum. Özellikle Mehmet Şimşek’in 750 bin sosyal konut ve “inşaat sektöründe know-how’mız var” açıklamaları da biraz buna işaret eder nitelikte. Nitekim burada, konut krizi sebebiyle inşaat sektörünün canlı kalmasının yanı sıra, Türkiye’nin yıllara sari biçimde inşaat sektörüne yaslanan büyüme alışkanlığı da bundan vazgeçmeyi fevkalade zor kılıyor.

Benim için diğer değerli nokta ise ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar kısmı. Bu kısım, ürünlerden alınan vergilerden ürünlere verilen sübvansiyonlar çıkarıldıktan sonra elde edilen geliri ifade ediyor. Nominal değerlere baktığımızda, kamu kesiminin gelir yaratma kanalı olarak bu kalem dolayısıyla sadece 4. çeyrekte 2 trilyon 238 milyar 955 milyon 603 bin 850 TL’lik bir büyüklük görüyoruz. Bir önceki yılın aynı çeyreğine kıyasla nominal artış oranı ise %43,7. Daha önce çektiğim bir videoda da söylemiştim: vergi sistemimiz dolaylı vergilere yaslanıyor. Bu da daha çok ücretli kesimi etkiliyor. Hükümetin ekonomi politikası iradesi, son 4 çeyrektir hatırı sayılır ölçüde ürün üzerinden alınan vergiler eksi sübvansiyonlar kalemiyle ekonomiyi büyütüyor. Elbette bu iki büyüklük aynı muhasebe kalemi değil; ama ölçeği göstermesi açısından önemli: yalnızca bu kalemin 2025’in son çeyreğindeki büyüklüğü, 2025 yılı bütçesinde faiz giderleri için ayrılan 1 trilyon 950 milyar TL’lik ödeneğin de üzerine çıkıyor. Buna rağmen bu kalemi büyütmek, sadece son tüketiciyi — yani ücretli kesimi — ezmek anlamına geliyor.

Diğer önemli mesele ise imalat sanayinin durumu. Teşbihte hata olmaz; imalat sanayi ekonominin ve “stratejik özerkliğin” amentüsüdür. Bununla ilgili en güncel gelişme, AB tarafından yürütülen “Made in EU” taslağıdır. Dünyanın bir tarafında Trump ve onun yürütmeye çalıştığı ekonomi-politik; diğer tarafında ise Çin/Asya ekonomilerinin taşıyıcısı olduğu ekonomi-politik var. AB’nin bu yaklaşımı da bu iki kutup arasında kendine bir yer açma çabasını gösteriyor. Bu resim değerlendirildiğinde, imalat sanayinin neden bu kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Türkiye ekonomisi özelinde imalat sanayi hem istihdam sağlar hem de bunu üretimi, yani arzı artırarak yapar. Özellikle ihracat yapabilen imalat sanayi, tüm bunlarla birlikte Türkiye’ye hem döviz hem de — eğer doğru sektörler desteklenmişse — uluslararası prestij ve “yumuşak güç” kazandırır.

Türkiye’de imalat sanayi, özellikle tekstil ve otomotiv sanayi, dünyadaki otomotiv sektöründeki daralma ve tekstilin üretim sahasında değişikliğe gitmesi dolayısıyla sıkıntı içerisinde. 2025 yılı Ocak ve Aralık ayı dâhil olmak üzere, imalat sanayinin mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış üretim endeksinde yılın başı ile sonu arasındaki değişime baktığımızda; imalat sanayinde yaklaşık %2, ara malında %1,7, enerjide %3,1, kimyasalların ve kimyasal ürünlerin imalatında %1,6, ana metal sanayinde %0,7, kauçuk ve plastik ürünlerin imalatında ise neredeyse yerinde sayan bir seyir görüyoruz. Buna karşılık sermaye malı — yani üretimde kullanılan ve başka mal veya hizmetlerin üretilmesini sağlayan mallar — aynı dönemde %13,8 artmış. Buraya kadar saydığım kalemlere baktığımızda gördüğümüz temel dinamik şu: Ekonomide geleceğe dönük yatırım eğiliminde bir artış var; ancak bu artış, sanayi sektörünü taşıması gereken imalat sanayinde geniş tabanlı ve hatırı sayılır bir üretim ivmesine henüz dönüşmüş değil. Sermaye malındaki bu %13,8’lik değişimi daha iyi analiz edebilmek için baz etkisine baktığımızda, yaklaşık 5 puanlık kısmın baz etkisinden kaynaklandığını görüyoruz. Sermaye malındaki artışın etkilerini imalat sanayinde, iç piyasa arzında ve ihracatta net bir şekilde göremediğimiz için, bunun bir kısmının enflasyon sebebiyle öne çekilmiş yatırım harcamalarından, bir kısmının ise savunma sanayii, deprem ve benzeri alanlara yönelmiş yatırımlardan kaynaklandığını söylemek mümkün.

Tam da bu nedenle, Mehmet Şimşek’in “Arz yönlü tedbirler ile enflasyonu düşüreceğiz” ifadesini imalat sanayinin alt kalemleri üzerinden yeniden düşünmek ve irdelemek gerekiyor. Örneğin gıda imalatı. Gıda imalatı, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış üretim endeksine göre %0,03 küçülmüş. Tekstil ürünleri imalatı yaklaşık %7, giyim eşyaları imalatı ise %26 daralmış.

Üniversitede bir hocam sıklıkla “aydın sorumluluğu” ifadesini kullanırdı. Ben kendime aydın diyecek kadar mürekkeple haşır neşir olmuş biri değilim; ama sorumluluk bilinci yüksek biri olduğuma inanıyorum. Bu nedenle şunu söylemekte de bir beis görmüyorum: İnşaat sektöründe görülen can suyu sebebiyle konut arzına odaklanılırken, gıda arzı ve güvenliği unutuluyor. Türkiye’de kiralar can yakıyor; gıda enflasyonu ise o ateşe korla gidiyor. Bu sebeple, arz yönlü tedbirler alınacaksa düşünülmesi gereken ilk nokta gıdadır. Tarım sektörü daralırken — ki tarım pratik yaşamda hayvancılığı da doğrudan etkiler — gıda arzı ve güvenliği konusunda gidecek çok yolumuz var gibi gözüküyor.

GSYH bülteninde benim için önemli diğer bir konu ise iş gücü ödemelerinin GSYH içerisindeki payıdır. İşgücü ödemelerinin cari fiyatlarla Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı geçen yıl %37,0 iken bu oran 2025 yılında %36,9 olmuş. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise %43,1 iken %44,1 olmuş.

Bu veriler emeğin, ücretlinin durumuna ilişkin bize fikir verir. Verilere göre ücretlinin emeğinde her ne kadar bir azalış ya da çöküş olmasa da mutlak bir iyileşmeden bahsetmek mümkün değil. Üstelik payın neredeyse yerinde sayması bile, kira, gıda ve eğitim enflasyonu ile beraber yaşayan düşük gelirli aileler için bölüşüm probleminin derinleştiğine işaret ediyor; 2026 yılını onlar için daha zor kılacağına dair güçlü bir emare taşıyor. Nitekim veriler kâğıt üzerinde bir iyileşmeyi ima etse de, tam burada Dani Rodrik’in “…Economics is a way of thinking rather than a set of policy recommendations.” cümlesini hatırlatmak isterim.

Benim penceremden mesele şu: Rakamların arkasındaki tercihleri tartışırken ölçü birimimiz sadece büyüme olamaz; asıl ölçü, hakikatle kurduğumuz bağdır. Fikri namusumuz her hâlükârda ve tüm şartlara rağmen korumakla mükellef olduğumuz; bu dünyada sahip olduğumuz ve olabileceğimiz ve hatta tanrıvari bir gücün dahi müdahale edemediği yegâne varlığımızdır.

DİĞER KATEGORİLERDEKİ YAZILAR
“TÜİK: Hanehalkı Tüketim Harcaması, 2024″ Verilerine İlişkin Bir İnceleme – Semih Çalışkan Yazdı
13Tem

“TÜİK: Hanehalkı Tüketim Harcaması, 2024″ Verilerine İlişkin Bir İnceleme – Semih Çalışkan Yazdı

TÜİK tarafından açıklanan "Hanehalkı Tüketim Harcamaları" verileri tüketimin nasıl temel ihtiyaçlara sıkıştığını gözler önüne seriyor!

2025 Yılı 1. Çeyrek Büyüme Verileri: Sağlıksız Sonuçlar! – Semih Çalışkan yazdı!
04Haz

2025 Yılı 1. Çeyrek Büyüme Verileri: Sağlıksız Sonuçlar! – Semih Çalışkan yazdı!

Türk ekonomisi 1. çeyrek büyüme verileri açıklandı! Bu büyümenin kaynağı ne, ne kadar sağlıklı ve…

Ulusal Varlık Fonları: Küresel Sistemin Yükselen Yıldızları – Betül Pişkin Yazdı
31May

Ulusal Varlık Fonları: Küresel Sistemin Yükselen Yıldızları – Betül Pişkin Yazdı

Ulusal Varlık Fonları, son yıllarda küresel sistemin yükselen yıldızları. Neden bu kadar çok gündeme geliyor…

Pekin Deklarasyonunun 30. Yılında 69. Kadının Statüsü Komisyonu ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği – Melis Şeyda Ergül Yazdı
27May

Pekin Deklarasyonunun 30. Yılında 69. Kadının Statüsü Komisyonu ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği – Melis Şeyda Ergül Yazdı

Pekin Deklarasyonunun 30. Yılında 69. Kadının Statüsü Komisyonu ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hakkında Bir Rapor

Gıda Enflasyonu Sarmalında Türkiye: Asgari Ücretliler Nasıl Etkileniyor? – Semih Çalışkan Yazdı
29Mar

Gıda Enflasyonu Sarmalında Türkiye: Asgari Ücretliler Nasıl Etkileniyor? – Semih Çalışkan Yazdı

Gıda Enflasyonu: Türkiye’de Gerçekten Ne Yaşıyoruz? Enflasyon herkesin gündeminde. Ama mesele sadece rakamlardan ibaret değil.…

Türkiye’de Kadın İstatistikleri – Semih Çalışkan Yazdı
16Mar

Türkiye’de Kadın İstatistikleri – Semih Çalışkan Yazdı

Türkiye'de kadın istatistikleri ne söylüyor ? Kadın eğitim ve iş hayatına ne ölçüde katılabiliyor ?…

Abone ol