Birkacdakika, yaşama dair bir yeni medya girişimidir!

Türkiye’de Kadın İstatistikleri - BİRKACDAKİKA

Türkiye’de Kadın İstatistikleri: İstihdam ve Eğitim

Kısa bir süre önce 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladık. Her ne kadar ülke genelinde büyük bir coşku ve heyecanla kutlandığını söylemek zor olsa da, her yıl kadın hakları konusunda yeni kazanımlar elde ediliyor ve bu politik düzlemde daha bilinçli bir mücadele gelişiyor. Türkiye’de kadın hakları mücadelesi görece uzun bir zamandır devam ediyor. Bu mücadeleye bazen başka nehir yataklarından ve başka gerekçelerle destekler olsa da, kadın hakları mücadelesinin temeli ve gereği her dem insan haklarıdır. Bu görece uzun mücadelenin bugün geldiği noktada hâlâ çok eksiğimiz var. Hâlâ gidecek çok yolumuz var. Hâlâ “kabul edecek çok gerçek var.” Serpil Sancar, “Türk modernleşmesinin cinsiyeti: Erkekler devlet, kadınlar aile kurar” kitabında, 1868’den 1908 II. Meşrutiyet’e kadar geçen zamanı kadınların kendilerini ispat dönemi olarak ifade eder. Dürüst olmalı ve şunu söylemeliyiz ki; kadınlara karşı, kadınların bir ispat döneminde olduklarını hissettiren bir yapı hâlâ canlılığını koruyor.

   Kadın hakları meselesini sadece yasal ve siyasal düzenlemeler üzerinden değil aynı zamanda iktisadi ve kültürel yapı içinde de değerlendirmek gerekir. Bu noktada, iktisadi düşüncemi şekillendiren Karl Polanyi’nin yaklaşımı önemli bir perspektif sunuyor K. Polanyi, literatürde “Embeddedness (gömülülük)” nosyonu ile bilinir. (Tabii, bu kavramdan bahsettiğimizde burada  “Mark Granovetter” da anmak gerekiyor.) Polanyi’nin “gömülülük (embeddedness)  kavramı “toplum ve ekonomi arasındaki ilişkinin analiz edilmesi” olarak tanımlanır. Özellikle yerel ve bölgesel bağlamlarda, sosyal ilişkilerin ekonomik eylem ve sonuçlarını şekillendirmedeki rolünü vurgular. Bir başka ifade ile Polanyi’nin gömülülük (embeddedness) kavramı, ekonomik eylemlerin sadece piyasa dinamiklerinden değil, aynı zamanda sosyal ilişkilerden ve kültürel bağlamlardan da etkilendiğini ifade eder. Örneğin, kadınların iş gücüne katılımı, yalnızca ekonomik koşullarla değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet normlarıyla da şekillenir.

   Türkiye’de, kurumsal eksiklikler, kurumsal reddedişler, yanlış ve yanlı yönetişim, kadın hakları mücadelesinin önüne bir engel olarak duruyor.   Ancak tüm bunların yanı sıra, benim hepsinden daha önemli gördüğüm bir konu daha var: Kadın hakları mücadelesinin, sosyal ilişkiler ve sosyolojik çeşitli ön kabuller içinde sınırlandırılması ve şekillendirilmesi. Bunları iş hayatında, sporda, sohbette, gündelik yaşamın içinde tecrübe ediyoruz. Fakat ben bugün verilerden bahsedeceğim.  Bu bağlamda, ana kaynak olarak TÜİK’in ulusal ve uluslararası verileri dikkate alarak hazırlayıp yayımladığı ‘Türkiye’de İstatistiklerle Kadın: 2024‘ başlıklı dokümandan yararlanacağım.

   2022-2023 akademik yılında yükseköğretimde, bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarından mezun olanların %66’sı erkek, %34’ü ise kadındı. Buna karşın, eğitim, sağlık ve sanat alanlarında mezun olanların %72’si kadın, %28’i erkekti. Kadınların yükseköğretime katılımında ilerleme kaydedilmiş olsa da meslek seçimlerinde ‘gömülü’ sosyal ve kültürel sınırlar varlığını sürdürüyor. Henüz cinsiyetsiz meslekler inşa edilebilmiş değil. Bu durum, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının önünde önemli engellerden biri olarak duruyor.

   Çeşitli akademik bölümlerdeki cinsiyet dağılımında önemli sorunlardan biri, bilişim ve iletişim teknolojileri alanında kadın öğrenci sayısının erkeklere oranla düşük olmasıdır. Çağdaş yapay zeka ve dijitalleşme tartışmalarında; dezavantajlı grupların teknoloji geliştirme sürecinde yer almamasının, bilişim teknolojilerinde yanlılığa yol açtığı ifade ediliyor.  Birçok araştırma, düşük eğitimli kadınların, siyahilerin ve çeşitli sosyal ve etnografik gruplara mensup bireylerin, günümüz bilişim teknolojilerinden olumsuz etkilendiğini ve/veya etkilenebileceğini ortaya koyuyor. Özellikle bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarındaki bu cinsiyet asimetresinin devam etmesi halinde, Türkiye’de de yerli bilişim teknolojilerinde benzer bir yanlılığın ortaya çıkması doğal bir sonuç olacaktır. (Bilişim teknolojileri ve otomasyonun etkileri ve dezavantajlı grupların konumu hakkında daha derin okuma yapmak isteyenlere başlangıç için Daron ACEMOĞLU’nun “Yapay Zekayı Yeniden Tasarlamak: Otomasyon Çağında İş Demokrasi ve Adalet” kitabını tavsiye ederim.)

   Mevcut durum, kadınları iş dünyasında belirli mesleklere yönlendirerek kadınların yönetici pozisyonlarındaki varlığını direkt etkiliyor. Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarından mezun olan kadın sayısının az olması, kadınların orta ve üst düzey yönetici pozisyonlarında daha düşük oranda temsil edilmesine yol açıyor. Günümüzde kadınların eğitime erişim sorunu büyük ölçüde çözülmüş olsa da, kadınların bölüm tercihlerine yansıyan bu gömülülük problemi halen devam ediyor. Kadınların eğitim hayatlarındaki seçimleri, safi öz istençlerinden çok; adı konmamış sessiz baskılar, yönlendirmeler, kurumsal eksiklikler, reddedilme deneyimleri ve yanlış yönetişimden etkileniyor.

   Bu konuyla alakalı karşımıza çıkan bir diğer veri ise işgücü oranları. Toplam nüfusta iş gücü oranlarına baktığımızda istihdam edilen kadın ve erkek arasında iki katından fazla bir fark söz konusu. Lise mezunu her 100 erkekten erkek 65’i istihdam edilirken, kadınların ise yaklaşık 31’i istihdam ediliyor. Mesleki veya teknik lise mezunlarında ise bu sayı 76 ve 36. Yükseköğretim mezunu her 100 erkekten ise yaklaşık 80’i istihdam edilirken, kadınlarda bu sayı yaklaşık 60. Tüm eğitim gruplarını dikkate aldığımızda ise her 100 erkekten yaklaşık 66’sı istihdam edilirken kadınlarda bu sayı 31,3.

   Bu oranları karşılaştırmak için AB verilerine bakacağız. Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede istihdam oranı kadınlarda %70,2,  erkeklerde ise %80,2. Yazımın başında dediğim gibi: Bugün geldiğimiz bu noktada hala çok eksiğimiz var. Hala gidecek çok yolumuz var. Hala “kabul edecek çok gerçek var”.

   İşsizlik oranlarında da pek bir fark yok. Özellikle lise ve teknik lise mezunu kadınlarda işsizlik oranları %18 civarında. Bu oran yükseköğretim mezunu kadınlarda ise %14. Erkekler için ise tüm eğitim gruplarında %10’un altında.

   İşgücü ve istihdam verilerinde bakmamız gereken bir diğer nokta ise kazanç yapısı istatistikleri. TÜİK tarafından yayınlanan bu rapora göre kadın-erkek arası ücret farkı (2024 yılı için) erkekler lehine %6,9 olarak gerçekleşmiş. Bu oran, eğitim seviyesi arttıkça erkekler lehine büyüyor. Sadece yükseköğretim mezunları değerlendirildiğinde ise %17,4’e ulaşıyor. Sonuç olarak, eğitim seviyesi arttıkça ve nitelikli işler söz konusu oldukça kadın emeğinin karşılığı erkek emeğine kıyasla gözle görülür bir şekilde negatif ayrışıyor. Başka bir ifade ile “eşit işe eşit ücret” uygulanmıyor. Kadın emeği daha fazla sömürülüyor.  Kazanç yapısı istatistiklerinin alt meslek gruplarına baktığımızda; profesyonel meslek gruplarında %21,1; sanatkarlar ve ilgili işlerde çalışanlarda %20,3; teknikerler, teknisyenler ve yardımcı profesyonel meslek gruplarında %20, hizmet ve satış elemanlarında %8, nitelik gerektirmeyen meslek gruplarında ise %6,4, yöneticiler arasında ise %1,8 erkekler lehine maaş farkı gözüküyor. Tüm bunlar şunu  gün yüzüne çıkarıyor: Kadın emeğinin de emekten sayılması için ya nitelik gerektirmeyen işlerde çalışması ya da yıllarca her türlü toplumsal cinsiyet yükünü sırtladıktan sonra yönetici olması gerek! Tekrar etmek gerekirse: Ya biçilen kaftanı giymesi ya da kendini bir ömür ispat etmesi lazım!

   İstihdam ve işsizlik oranları dışında, işgücüne dahil olmayan kadınların sebeplerini de inceleyeceğiz. Bir başka deyişle, kadınların ücretsiz emeğini ve bunun işgücü üzerindeki etkilerini ele alacağız. TÜİK Kadın İstatistikleri ve BBVA Research’ün yayımladığı, Tuğçe Tatoğlu’nun hazırladığı “Türkiye’de Kadınların İşgücüne Katılımının Düşük Kalma Sebepleri” başlıklı çalışmaya baktığımızda, kadınların işgücüne katılmama nedenleri arasında en büyük payın %40’ın üzerinde bir oranla ev işleri olduğu görülüyor. Bu oran erkeklerde ise %0.

   Tatoğlu’nun çalışmasına göre, Türkiye’de kadınlar ücretsiz emeğe günlük ortalama 305 dakika ayırarak dünyadaki en yüksek oranlardan birine sahip. TÜİK verileri de bu tabloyu doğruluyor: Hanehalkı ve aile bakımı için kadınlar günde 4 saat 35 dakika harcarken, erkeklerde bu süre yalnızca 53 dakika. Ücretsiz emeğin (unpaid care works) ciddi bir oranda kadınlar tarafından performe edilmesi ve bunun ücretlendirildiğinde ise düşük bir maaş ile ücretlendirilmesi kadınların iş yaşamına katılmasını ciddi anlamda sınırlandırmaktadır. (Bu noktada, Nancy Folbre’nin “care economy” hakkındaki çalışmalarını detaylı okuma için tavsiye ederim. )

   Tüm bu veriler ışığında şunu söylemek mümkündür: Türkiye’de kadın emeği ve kadının sosyal hayattaki varlığı, Afife Jale’lerden günümüze uzanan kadın mücadelesine yakışmayan bir noktada. Büyük Atatürk ve Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun hayal ettiği seviyeden ise hala çok uzakta. Genelde yazılarımın sonunu öneriler ile bitirmeye gayret gösteririm. Ancak, kadın mücadelesi konusunda önermek, konuşmak, tartışmak kadınların hakkıdır. Bize düşe bu mücadeleye sadece destek vermektir.

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla ve Hâl-i Pürmelâlimiz
08Mar

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla ve Hâl-i Pürmelâlimiz

| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA ve HÂL-İ PÜRMELÂLİMİZ – SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI GSYH, 2025 yılının son çeyreğinde bir önceki yılın aynı…

Enflasyon, Vergi Politikaları ve Ücretliler

| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | ENFLASYON, VERGİ POLİTİKALARI VE ÜCRETLİLER – SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI Uzun bir aradan sonra yeniden bir enflasyon yazısı kaleme alıyorum. Kendimi…

Beşeri Sermaye Endeksi: İyi sağlık, iyi eğitim! – Semih Çalışkan Yazdı!
22Eyl

Beşeri Sermaye Endeksi: İyi sağlık, iyi eğitim! – Semih Çalışkan Yazdı!

| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | BEŞERİ SERMAYE ENDEKSİ: İYİ SAĞLIK, İYİ EĞİTİM! Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) birkaç gün önce yeni bir veri seti yayınladı. Bu…