Gayri Safi Yurtiçi Hasıla ve Hâl-i Pürmelâlimiz
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA ve HÂL-İ PÜRMELÂLİMİZ – SEMİH ÇALIŞKAN…
30 Mayıs 2025 tarihinde TÜİK 2 önemli veri açıkladı. Bunlardan birisi “2025 Yılı 1. Çeyrek Büyüme Verileri” diğeri ise “İşgücü İstatistikleri, Nisan 2025” yani işsizlik verileri. Bugün 1. Çeyrek verilerini değerlendireceğim.
2025 yılı 1. çeyrek büyüme verilerine göre, GSYH 2025 yılı birinci çeyrekte bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %2 büyüdü. 2023 ve 2024 verileri sırasıyla %4,5 ve %5,4 olarak açıklanmıştı. Bu açıdan ekonomide bir “soğuma” ya da bir “ivme kaybı olduğunu” söylemek mümkün. Daha detaylı analiz edebilmek ve geniş bir bakış açısına sahip olmak için şimdi bu %2’lik büyümeye pozitif ve negatif katkı veren alt başlıkları inceleyelim: İnşaat sektörü %7,3, bilgi ve iletişim faaliyetleri %6,1 , diğer hizmet faaliyetleri %4,7, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri %4,0 ve gayrimenkul faaliyetleri %2,4 büyüme kaydetti.
Bu çeyrekte inşaat sektörü % 7,3 büyüme ile GSYH’daki büyümenin lokomotifi konumunda. Yukarıdaki grafikte de detaylı bir şekilde gördüğümüz üzere, büyüme inşaat ve çeşitli hizmet tüketimlerine dayanarak gerçekleşmiş. Gerek Türkiye’nin geçmiş büyüme kompozisyonlarına baktığımızda, gerekse 6 Şubat depremi ile birlikte değerlendirildiğinde bunun beklenen bir durum olduğunu söylemeliyiz. Birinci çeyrek büyümesine negatif katkı yapan başlıklar ise şöyle: Tarım sektörü %2,0, sanayi ise %1,8 küçülmüş. İmalat sanayi ise bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %2,4 küçülmüş.
Bu süreçte toplam sabit sermaye yatırımları (SSY) %2,1 oranında artmış. Ancak bu artışın detaylarına baktığımızda toplam SSY altında inşaat yatırımları % 6,9 artarken, makine-teçhizat yatırımları % 1,8 azalmış. Bunun tercümesi şudur: İnşaat odaklı büyüme performansı, bir yandan 6 Şubat depremleri sonrası bölgedeki yeniden yapılanma sürecini ve onun Türkiye sathına yayılan etkilerini yansıtırken, Türk ekonomisinin hala dar bir sektörel tabana dayandığını da gösteriyor. Özellikle sanayi sektöründeki daralma, üretim tabanlı büyümenin önündeki engellere işaret ederken toplam sabit sermaye yatırımlarının detaylı görüntüsü de endişe verici bir tablo çiziyor. Tarım ve sanayi sektörü daralırken bu sektörlerde verimlilik artışına yönelik de herhangi bir sermaye yatırımı yapılmamış olması sağlıksız büyümenin ve geleceğe de bu büyüme kompozisyonu ile hazırlanışın bir göstergesi.
Büyümenin sağlıklılığını daha iyi değerlendirebilmek için diğer bazı göstergelere de bakmamız gerekiyor. Örneğin: Türkiye’de politika yapıcıların da büyük önem verdiği ihracat verileri, büyüme verilerine negatif katkı yapmış. Mal ve hizmet ihracatı, 2025 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %0,01 azalırken; mal ve hizmet ithalatı %3,0 artmış. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış harcamalar yöntemiyle değerlendirildiğinde ise mal ve hizmet ihracatı bir önceki yılın aynı çeyreğine kıyasla %0,99 daralmış. Burada özellikle dikkat çekici olan nokta ise mal ve hizmet ihracatı iki çeyrektir daralırken bu süreçte mal ve hizmet ithalatının iki çeyrektir artış göstermesi. Bu trend, Türkiye’nin dış ticaret dengesinin son iki çeyrektir olumsuz yönde seyrettiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Bu olumsuz dış ticaret tablosunun haricinde, son iki çeyreğe kıyasla özel tüketim harcamalarının büyüme hızında bir düşüş olsa da iç talep canlılığını koruyor. Ancak iç talepteki bu canlılık pek de sağlam bir zemin üzerinde durmuyor. Örneğin, hanehalkı nihai tüketim harcamaları ( özel tüketim harcamaları), %2,0 ; devletin nihai tüketim harcamaları ise %1,2 artmış. Özel tüketim harcamalarının bileşenlerine baktığımızda dayanıklı mallara ilişkin harcamalar ve hizmet harcamaları bir önceki çeyreğe göre sırasıyla %6,5 ve %1 daralmış. Yarı dayanıklı mallar için harcamalar %0,5 artarken, dayanıksız mallara yönelik harcamalar ise %7,7 artmış. Bunun açıklaması şudur: Özel tüketim harcamaları, talep esnekliği düşük olan (zorunlu ihtiyaç) mallara kaymış. Yani tüketici cebindeki parayı artık “olmazsa olmaz” ürünlere harcıyor.
Sonuç olarak, 2025 yılı 1. çeyrek verileri, Türkiye’nin büyüme kompozisyonun giderek bozulduğuna işaret ediyor. Türkiye enflasyon ile mücadele ederken, sanayi ve ihracattan feragat ediyor. Buradaki netameli soru ise vazgeçtiklerimiz elde ettiklerimize değiyor mu? Uygulanan bu politikanın bir “better-off” mu “worse-off” mu olduğu tartışmalı bir mesele. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz bunların enflasyon ile mücadele plan ve programı dahilinde olduğunu söylese de açıklanan verilerin zengin yarınlara işaret ettiğini söylemek güç.
Verileri detaylı bir şekilde incelediğimizde büyümenin inşaat ve hizmetler kesiminden geldiğini, iç talebin ise “olmazsa olmaz” mallara doğru sıkıştığını görüyoruz. Tarım ve sanayi sektöründeki daralmalar ve toplam sabit sermaye yatırımlarındaki artışın yine inşaattan gelmesi büyümenin sağlıksız ve sürdürülemez yapısını gözler önüne seriyor. Burada 1. Çeyrek verileri haricinde bir noktadan daha kısaca bahsetmek istiyorum. 30 Mayıs 2025’de açıklanan işsizlik verilerine göre, genç işsizlik, yani 15-24 yaş arası arasında olup son 3 ay içerisinde iş arayanların oranı, %15,7; zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı ise %32,2. Türkiye’de son dönemlerde işsizlik oranı düşse de atıl işgücü oranı artıyor, potansiyel işgücü oranı artıyor. Daha sade ifade etmek gerekirse bu Türkiye çalışabilir ve Türkiye’nin büyümesine katkı sağlayabilir kimselere iş imkanı yaratmıyor demek. Bu, Türkiye insan kaynağını verimli kullanamıyor demek. Bu açıdan ve önceki veriler ile birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin büyüme verileri pozitif olsa da negatif!
Birinci çeyrek büyüme verilerine ilişkin bu yazımı bitirirken bir noktaya işaret etmek istiyorum: Türk sanayisi, ne yazık ki verimlilikle değil, ucuz emekle ayakta duran bir sanayidir. Bu sebeple sanayi sektöründeki bu alarmlar susturulmadığı müddetçe; istihdam kaybının artacağını öngörüyorum. İstihdamın korunduğu bir senaryoda ise emeğin ücreti tartışma meselesi olacak ve özellikle “ikame edilebilir varlık” olarak değerlendirilen beyaz yakalı çalışanlar bu noktada sorun yaşayacak.
Yazıda bahsedilen kaynakları görüntülemek ve incelemek için aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz!
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA ve HÂL-İ PÜRMELÂLİMİZ – SEMİH ÇALIŞKAN…
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | ENFLASYON, VERGİ POLİTİKALARI VE ÜCRETLİLER – SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI Uzun…
| DR. İKBAL VURUCU YAZDI | Zihinsel Sömürgeciliğin Türkiye’deki İzleri Bu makale, sömürge entelektüeli kavramını,…
| DOĞAN SEVİMBİKE YAZDI | Cumhuriyet 102 Yaşında! “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.“ Mustafa Kemal Atatürk…
| DR. İKBAL VURUCU YAZDI | İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE DEMOKRATİK RETORİĞİN İSTİSMARI Bir Zihniyetin Dışavurumu…
| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | BEŞERİ SERMAYE ENDEKSİ: İYİ SAĞLIK, İYİ EĞİTİM! Türkiye İstatistik Kurumu…