Birkacdakika, yaşama dair bir yeni medya girişimidir!

Pekin Deklarasyonunun 30. Yılında 69. Kadının Statüsü Komisyonu ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Kadın Statüsü Komisyonu Nedir ?

Birleşmiş Milletler (BM), küresel düzeyde kadın haklarının tanınması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması yönünde çalışmalar yürüten en önemli kurumlardan biridir. 26 Haziran 1945 tarihinde imzalanıp 24 Ekim 1945’te yürürlüğe giren BM Şartı’nda “kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu” ifadesinin yer alması, Asya, Kuzey ve Güney Amerika’dan gelen kadın delegeler ile iş birliği yapılan 42 sivil toplum kuruluşunun (STK) etkili katkısıyla mümkün olmuştur.

Kadın delegeler ve STK temsilcileri, BM bünyesinde doğrudan kadın sorunlarına odaklanacak ayrı bir birimin kurulması yönünde yoğun çaba göstermiştir. Bu doğrultuda, 21 Haziran 1946’da BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC) çatısı altında, hükümetler arası bir yapı olarak Kadının Statüsü Komisyonu (KSK) kurulmuştur. Komisyon, özellikle kadınların güçlendirilmesi ve ilerlemesi alanında politika geliştirmeye odaklanmış, kuruluşundan itibaren kadın haklarının tesisi konusunda merkezi bir rol üstlenmiştir.

Komisyon, her yıl BM Genel Merkezi’nin bulunduğu New York’ta toplanmakta; bu toplantılara üye devletlerin sefirliklerinde görev yapan delegeler, uzmanlar, siyasi temsilciler ve bakan düzeyinde katılımcılar iştirak etmektedir. KSK’nın kırk beş seçilmiş üyesi bulunmasına rağmen, BM’ye üye 193 ülke toplantılara katılma ve oy kullanma hakkına sahiptir. İki hafta süren bu oturumlarda, eş zamanlı olarak düzenlenen paralel etkinlikler aracılığıyla sivil toplum kuruluşları, hükümet temsilcilerine yönelik lobi faaliyetlerinde bulunma fırsatı elde ederler. Oturumların sonunda, tüm ülkelerin üzerinde uzlaştığı bir “sonuç belgesi” yayımlanır. Bu belge, her ne kadar bağlayıcı bir politika çerçevesi olarak kabul edilse de, henüz uygulama ve denetim mekanizmaları açısından somut bir yapı oluşturulamamıştır.

Komisyon, 1946–1962 yılları arasında özellikle kadınların yasal statülerini incelemeye ve bu statüyü güçlendirecek ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmelere zemin hazırlamaya odaklanmıştır. Başlangıçta, BM Sosyal İşler Birimi’ne bağlı İnsan Hakları Bölümü altında çok sınırlı kaynak ve personelle faaliyet göstermiştir. Bu dönemde, ECOSOC’un Komisyona yönelik mesafeli tutumu nedeniyle KSK, BM bünyesinde izole bir konumda kalmıştır. Ancak komisyon üyelerinin yüksek motivasyonu, yapısal eksikliklerin kısmen de olsa telafi edilmesini sağlamıştır.

Komisyonun ilk oturumunda, görev ve yetkilerini belirlemeye yönelik önemli adımlar atılmıştır. Bu bağlamda KSK’nın iki temel işlevi, “özellikle acil müdahale gerektiren alanlar başta olmak üzere; siyasi, ekonomik, hukuki ve eğitsel konularda kadın haklarının teşvikine yönelik ECOSOC’a tavsiye ve rapor sunmak” ile “Komisyonun görev kapsamına dair önerilerde bulunmak” şeklinde tanımlanmıştır.

Her ne kadar KSK yapısal olarak hükümetler arası bir mekanizma olsa da, kuruluşundan itibaren uluslararası kadın örgütleriyle güçlü bir etkileşim içerisinde olmuştur. Bu örgütler, Komisyon aracılığıyla farklı ülkelerdeki kadınlarla temas kurmayı mümkün kılmıştır. STK’lar, ECOSOC’un sağladığı danışma statüsü sayesinde Komisyon toplantılarını gözlemleyebilme, ekonomi, karar alma mekanizmalarına katılım, kurumsal mekanizmalar, insan hakları, medya, çevre ve kız çocuklarının durumu. 

Pekin Konferansı, uluslararası topluluğun toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki politik iradesini ve taahhüdünü açık biçimde ortaya koymuş; kadın örgütlerinin katılımıyla kapsayıcı ve çok aktörlü bir küresel stratejiye zemin hazırlamıştır. Platform günümüzde dahi toplumsal cinsiyet politikalarının şekillendirilmesinde temel referans belgelerden biri olmaya devam etmektedir. Ancak üzerinden geçen otuz yıla rağmen, Platform’da belirlenen hedeflerin pek çoğu hâlâ tam anlamıyla gerçekleştirilememiştir. Bu durum, devletlerin ve uluslararası kuruluşların daha kararlı ve hesap verebilir politikalar benimsemeleri gerektiğini ortaya koymaktadır.

69. Kadının Statüsü Komisyonunun Değerlendirilmesi ve Tematik Analizi

A- Komisyondaki Panellere dair Bilgilendirme

Bu yılki Kadının Statüsü Komisyonu (KSK) toplantılarında, her zamanki gibi çeşitli başlıklar altında çok sayıda panel ve oturum düzenlenmiştir. KSK her yıl belirli bir tema çerçevesinde ilerlese de, bu yıl aynı zamanda her beş yılda bir gerçekleştirilen “gözden geçirme yılı” olması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Bu kapsamda, üye devletlerin ortak bir siyasi deklarasyon üzerinde uzlaşmaları beklenmiştir. Etkinlikler; resmi oturumlar, yan etkinlikler (side events) ve paralel etkinlikler (parallel events) olmak üzere üç ana kategoriye ayrılmıştır. Bu yılki resmi oturumların başkanlığını, Suudi Arabistan Temsilcisi Abdulaziz M. Alwasil üstlenmiştir. Başkanlık tercihi uluslararası kamuoyunda çeşitli tartışmalara yol açsa da, Alwasil’in açılış konuşmasıyla birlikte iki hafta sürecek resmi oturumlar başlamış; ilk gün geçici gündem ve siyasi deklarasyon taslağı kabul edilmiştir.

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) resmi oturumlara katılımı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun toplantı salonunun dördüncü katından, oldukça sınırlı sayıda gözlemci kontenjanı ile mümkün olmuştur. Katılımın kısıtlılığı nedeniyle, ilk günün ardından ilgi daha çok yan etkinlikler (side events) ve paralel etkinliklere (parallel events) yönelmiştir. Bu etkinliklerin daha interaktif ve katılımcı bir yapıya sahip olması, STK temsilcileri ve uzmanlar açısından daha verimli bir etkileşim ortamı sunmuştur. Paralel etkinlikler, Birleşmiş Milletler binası dışında gerçekleşirken; yan etkinlikler, ülke temsilcileri ile bir araya gelme imkanı sunarak Birleşmiş Milletler binası içinde çeşitli toplantı salonlarında gerçekleşmiştir.

B – Demokratik Gerileme ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Yönelik Kültürel Tepki

Günümüzde küresel ölçekte gözlemlenen demokratik gerileme, kadın hakları alanında elde edilen kazanımları tehdit altına almaktadır. Bu durum, 2025 yılında gerçekleştirilen 69. Kadının Statüsü Komisyonu’nda da açıkça gündeme getirilmiştir. Gerek Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres gerekse UN Women İcra Direktörü Sima Bahous, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik küresel demokratik gerilemenin yalnızca kadınları değil, aynı zamanda demokratik kurumların bütünlüğünü de zayıflattığını vurgulamıştır. Birçok delege ve STK temsilcisi konuşmalarında, hak temelli ilerlemelerin yerini değer temelli muhafazakâr yaklaşımların almaya başladığını belirterek, bu durumun sistematik bir “cultural backlash” (kültürel geri tepme) oluşturduğunu dile getirmiştir. Toplumsal cinsiyet eşitliği kazanımları, birçok ülkede aile yapısı, geleneksel roller ve ulusal değerler gibi söylemlerle kriminalize edilmekte, böylece kadın hakları tartışmaları siyasal kutuplaşmanın merkezi haline gelmektedir. Bu bağlamda, sadece hukuki mekanizmaların güçlendirilmesi değil, aynı zamanda kültürel normlarla mücadele edecek kapsayıcı politikaların geliştirilmesi elzem hale gelmiştir. Kadının Statüsü Komisyonu, böylesi bir dönemde yalnızca teknik değil, aynı zamanda politik bir direnç alanı sunmakta; sivil toplumun, akademinin ve hükümetlerin birlikte üreteceği çok katmanlı çözümler için bir platform işlevi görmektedir.

C – Sosyo-ekonomik açıdan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal cinsiyet eşitliği, yalnızca kültürel ve politik faktörlerden değil, aynı zamanda sosyo- ekonomik yapıdan da derin biçimde etkilenmektedir. 2025 yılında gerçekleştirilen 69. Kadının Statüsü Komisyonu kapsamında yapılan tartışmalarda da sıklıkla vurgulandığı üzere, gelir adaletsizliği, yoksulluk, güvencesiz istihdam ve sosyal koruma mekanizmalarının yetersizliği gibi yapısal eşitsizlikler, kadınların ekonomik hayata katılımını engellediği gibi, temel haklara erişimlerini de ciddi biçimde sınırlamaktadır. Uluslararası demokrasi, özgürlük ve toplumsal cinsiyet endekslerinde alt sıralarda yer alan ülkelerin büyük bir kısmı, aynı zamanda yüksek düzeyde ekonomik kırılganlık ve eşitsizlik barındırmaktadır. Bu durum, kadınların kamusal yaşamdaki temsiliyetinden eğitime ve sağlık hizmetlerine erişimine kadar pek çok alanda hak kayıplarına neden olmaktadır. Bu tür ülkelere örnek vermek gerekirse; Taliban yönetiminde olan Afganistan, savaş mağduru Ukrayna, İsrail baskısı altındaki Filistin, İslam devriminden sonra İran akla gelen ilk örneklerdendir.

Öte yandan sosyo-ekonomik kalkınma düzeyi yüksek olduğu halde toplumsal cinsiyet eşitliği, cinsiyetler arası maaş farkı gibi konularda Güney Kore ve Japonya gibi ülkelerin bir hayli geride kaldığı söylenebilir. Aynı zamanda otokratik rejim altında tek partili sistemlerin hüküm sürdüğü ülkelerin bu seneki KSK’ya katılımında gözle görülür derecede bir düşüş bulunmaktaydı. KSK’nın dönüm noktalarından olan Pekin Eylem Platformuna ev sahipliği yapan Çin Halk Cumhuriyeti’nden sivil toplum katılımının devlet eli ile engellendiğine dair basına yansıyan haberler bu konuya ışık tutar nitelikteydi.

UN Women ve çeşitli ülke delegasyonlarının KSK’da dile getirdiği gibi, toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca bir insan hakları meselesi değil, aynı zamanda kalkınmanın sürdürülebilirliği açısından da merkezi önemdedir. Kadınların ekonomik olarak güçlendirilmediği, sosyal haklardan eşit biçimde faydalanamadığı toplumlarda demokratik normların da derinleşmediği gözlemlenmektedir. Bu nedenle, KSK gibi çok taraflı mekanizmaların gündeminde toplumsal cinsiyet eşitliğinin ekonomik boyutunun daha görünür kılınması ve bu alana yönelik hedeflerin izlenebilir politik taahhütlere dönüştürülmesi hayati önem taşımaktadır.

D – Küresel Güney Perspektifinden Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Küresel Güney ülkelerinin toplumsal cinsiyet eşitliği meselesine yaklaşımı, yapısal sınırlılıklarla şekillenen bir bağlamda değerlendirilmektedir. 69. Kadının Statüsü Komisyonu çerçevesinde gerçekleştirilen “Technology and Women’s Empowerment: Global South Perspective and Practice” başlıklı oturumda Çin, Küba, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Zambiya gibi ülkeler, toplumsal cinsiyet eşitliğini teknoloji ve istihdam alanları üzerinden tartışmayı tercih etmişlerdir. Bu yaklaşım, hem ekonomik kalkınma stratejilerinin sınırları içinde kalma eğiliminden hem de siyasal rejimlerin daha derin ve eleştirel toplumsal cinsiyet meselelerinden uzak durma refleksinden beslenmektedir.

Nitekim söz konusu ülkeler, uluslararası toplumsal cinsiyet eşitliği endekslerinde ve demokrasi göstergelerinde alt sıralarda yer almakta; bu da toplumsal cinsiyet eşitliğine dair söylemlerinin çoğunlukla teknik ve yüzeysel düzeyde kaldığını göstermektedir. Buna karşın Almanya ve Fransa gibi Küresel Kuzey ülkeleri, KSK kapsamında çok daha tartışmalı ve yapısal sorunlara dikkat çekebilme cesareti göstermişlerdir. Almanya’nın çatışma dönemlerinde meydana gelen cinsel şiddet ve savaş sonucu doğan çocukları konu edinen paneli, Fransa’nın pornografi endüstrisindeki şiddet temsillerinin kadınlara yönelik toplumsal şiddetle ilişkisini irdeleyen oturumu, bu açıdan dikkat çekicidir.

Ayrıca, Nordik ülkelerin düzenlediği panellerde menopoz ve doğurganlık sonrası dönem gibi gündemlerin konuşuluyor oluşu, bu ülkelerin toplumsal cinsiyet politikalarında ulaştığı düzeyi gözler önüne sererken; aynı saat diliminde Orta Asya ülkeleri tarafından düzenlenen panellerde mahalle baskısı, erken yaşta evlilikler ve kız çocuklarının eğitime erişimi gibi konuların ön planda olması, küresel toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çok katmanlı doğasını çarpıcı biçimde ortaya koymuştur. Bu anlamda, Kadının Statüsü Komisyonu yalnızca devletlerin resmi tutumlarını değil, aynı zamanda küresel eşitsizliklerin mekânsal ve söylemsel haritasını da açığa çıkaran bir alan işlevi görmektedir.

E – Acil Eylem Planı Gerektiren Durumların Gözden Geçirilmesi

Acil eylem planı gerektiren kriz alanları, Kadının Statüsü Komisyonu’nun bu yılki toplantılarında bir kez daha gündemin merkezindeydi. Ancak BM Genel Sekreteri António Guterres’in de ifade ettiği gibi, Birleşmiş Milletler doğrudan yaptırım uygulayabilecek bir “enforcement mechanism” değildir. Bu nedenle, özellikle savaş, işgal ve sistematik ayrımcılık altındaki kadınların korunması için örgütün etkinliği sorgulanmaktadır. Trump yönetiminin de etkisiyle geçmiş yıllarda yaşanan bütçe kesintilerinin halihazırda devam etmesi, UN Women ve bağlı yapılar başta olmak üzere birçok mekanizmanın saha gücünü kırmış, özellikle kriz bölgelerinde kadınların yaşadığı hak ihlallerine doğrudan müdahale kapasitesini ciddi ölçüde zayıflatmıştır.

Bu yılki oturumlarda, kadınların acil ihtiyaçlarına yönelik elle tutulur stratejiler sunulması beklenirken, birçok panelin soru-cevap bölümü atlanmış; katılımcı devletlerin ya kendi yaptıkları icraatları öven söylemlerle ya da yüzeysel kınamalarla sınırlı kaldığı görülmüştür. Bu durum, başta Gazze’deki Filistinli kadınlar, Taliban rejimi altındaki Afgan kadınlar, savaşın ortasında kalan Ukraynalı kadınlar, İran’da devlet şiddetine karşı direnen kadınlar ve kadın sünneti, çocuk yaşta evlilik gibi uygulamalara maruz kalan pek çok bölgedeki kadınlar için gerçekçi ve etkili bir acil eylem planının yokluğunu gözler önüne sermektedir.

Bu tablo içinde, Kanada’nın rolü dikkat çekiciydi. Hem BM Genel Sekreteri’nin hem de ECOSOC Başkanı’nın Kanadalı olması, ülkenin bu yılki süreçte daha aktif ve dönüşüm talep eden bir tutum takınmasını beraberinde getirmiştir. Kanada, yalnızca mevcut başarılarını övmekle yetinmeyip, insan hakları ihlallerine karşı daha kapsayıcı ve müdahaleci politikaların geliştirilmesi gerektiğini açıkça dile getirmiş az sayıdaki ülkelerden biri olmuştur. Bu bağlamda, UN Women İcra Direktörü’nün “We cannot wait for another generation” (Bir nesil daha bekleyemeyiz) sözü, yalnızca bir çağrı değil, aynı zamanda hareketsizlikle geçen yılların artık telafi edilemeyeceğinin de güçlü bir ifadesidir. Kadının Statüsü Komisyonu’nun evrensel eşitlik vizyonuna ulaşabilmesi için, kriz bölgelerindeki kadınlara dair eylemlerin ertelenmeden ve gerçekçi politikalarla ele alınması hayati önem taşımaktadır.

F – Ulusal Düzeyde Gözlemler ve Çıkarımlar

Türkiye’de son yıllarda egemen olan muhafazakâr siyasal eğilim, toplumsal cinsiyet eşitliğine dair politikaların şekillenmesinde etkili olmaktadır. Bu doğrultuda, Kadının Statüsü Komisyonu’na yönelik katılımın hem içerik hem de temsil düzeyinde daha etkin, kapsayıcı ve çok boyutlu bir çerçeveye oturtulması elzemdir. Komisyona yönelik ulusal koordinasyonun Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü aracılığıyla sürdürülmesi, söz konusu yapının kapasite artırımı ve uluslararası normlara daha uyumlu bir anlayışla geliştirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. 2025 yılı oturumlarında gerçekleştirilen yan etkinlikler incelendiğinde, Yeşilay iş birliğiyle düzenlenen bağımlılıkla mücadele temalı panel, kadınlara özgü sosyal risklere dikkat çekmesi bakımından anlamlıdır; ancak içeriğin daha analitik ve çözüm odaklı biçimde ele alınması, uluslararası düzeyde daha fazla etki yaratacaktır. Öte yandan, kadınların dijital girişimcilik alanındaki rolünü merkeze alan etkinlik, Türkiye’nin toplumsal cinsiyet eşitliği ve demokrasi endekslerinde geride kaldığı birçok alanda, teknoloji temelli bir söylemle açığı kapatma stratejisi geliştirmeye çalıştığını göstermektedir. Bu tür girişimlerin sürdürülebilir toplumsal dönüşüm yaratabilmesi için ise dijitalleşmenin ötesine geçen, yapısal ve kapsayıcı eşitlik politikalarına ihtiyaç duyulmaktadır.

SONUÇ 

Tüm bu gözlemler, tartışmalar ve çıkarımlar ışığında, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin çok boyutlu, dinamik ve küresel bir dayanışma gerektirdiği bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Farklı coğrafyalarda kadınların karşılaştığı sorunlar çeşitlilik gösterse de, eşitlik talebi evrensel bir ortak paydadır. Bu nedenle hem ulusal düzeyde politika yapıcıların daha kapsayıcı, şeffaf ve insan hakları temelli adımlar atması hem de uluslararası mekanizmaların yalnızca sembolik değil, etkili ve yaptırım gücü olan yapılar haline gelmesi elzemdir. KSK gibi platformlar, bu dönüşümün zemini olabilir; yeter ki samimiyetle, cesaretle ve kapsayıcılıkla yürütülsün. Umut odur ki bir sonraki oturumda yalnızca geçmişin eksiklerini değil, birlikte inşa edilen adil ve eşit bir geleceğin kazanımlarını da konuşabilelim.

EKLER VE KAYNAKÇA

DİĞER YAZILAR
Türkiye’de Kadın İstatistikleri – Semih Çalışkan Yazdı
16Mar

Türkiye’de Kadın İstatistikleri – Semih Çalışkan Yazdı

Türkiye'de kadın istatistikleri ne söylüyor ? Kadın eğitim ve iş hayatına ne ölçüde katılabiliyor ?…

Gıda Enflasyonu Sarmalında Türkiye: Asgari Ücretliler Nasıl Etkileniyor? – Semih Çalışkan Yazdı
29Mar

Gıda Enflasyonu Sarmalında Türkiye: Asgari Ücretliler Nasıl Etkileniyor? – Semih Çalışkan Yazdı

Gıda Enflasyonu: Türkiye’de Gerçekten Ne Yaşıyoruz? Enflasyon herkesin gündeminde. Ama mesele sadece rakamlardan ibaret değil.…

Düşünsel bir kavgaya davet: Kitap tavsiyesi! – Semih Çalışkan Yazdı
02Nis

Düşünsel bir kavgaya davet: Kitap tavsiyesi! – Semih Çalışkan Yazdı

The Sexual Economy of Capitalism kitabı, kapitalizmin aşk, evlilik ve hatta fuhuş üzerindeki etkilerini ele…

Aristo ve Ekonomi: Geçmişten Günümüze Vergiler – Semih Çalışkan Yazdı
14Nis

Aristo ve Ekonomi: Geçmişten Günümüze Vergiler – Semih Çalışkan Yazdı

Üniversite yıllarımdan beri okumayı ertelediğim, fakat nihayet tamamladığım bir metin: Aristoteles’in Ekonomi başlıklı yazıları. Her…

“Yetkinlik” İş Dünyasının Yeni Para Birimi mi? – Eda Çalışkan Yazdı
21Nis

“Yetkinlik” İş Dünyasının Yeni Para Birimi mi? – Eda Çalışkan Yazdı

Yetkinlik çağındayız! Değişen iş dünyasında sadece bilgili olmak yetmiyor; öğrenmeye açık, stratejik düşünen ve gelişim…

Mavi Hap mı Kırmızı Hap mı ?
17May

Mavi Hap mı Kırmızı Hap mı ?

Mavi Hap mı, Kırmızı Hap mı? Geleceğin İş Yaşamında Seçim Zamanı Sanayi Devrimi’nden bu yana…