Birkacdakika, yaşama dair bir yeni medya girişimidir!

ÖRGÜTLÜ EMEĞİN GERİLEYİŞİ VE ŞİRKET İÇİ KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUĞUN YÜKSELİŞİ

Şirketlerin “şirket içi/dahili sosyal sorumluluk projeleri” kapsamında gösterdiği gelişmeler ile sendikaların/zamanla zayıflayan örgütlü iş gücünün ters yönlü gelişmesi arasında bir bağlantı var mı? Varsa bu bağlantı nasıl bir ilişki?

Bu sorular, üç yaygın gözlemden kaynaklanmaktadır: İlk olarak, 1980’lerden beri çoğu OECD ülkesinde, sendikalaşma ve sendika yoğunluğu oranlarında bir düşüş süregelmiştir (Visser, 2012). İkinci olarak, 1990’lardan itibaren Kurumsal Sosyal Sorumluluğun (KSS) yükselişi ve standartlaşmasının ardından, literatürde genellikle “iç KSS” olarak adlandırılan çalışanlara yönelik önlemler ve uygulamalar, artan bir şekilde şirketlerin şirket içi sosyal sorumluluk politikalarının temel unsurları haline gelmiştir. (Mori et al., 2016; Farooq et al., 2017).  Üçüncü olarak, örgütlü emeğin gerilemesi ile KSS’nin yükselişi, her ne kadar ülkeler ve şirketler arasında biçim, kapsam ve yoğunluk açısından farklılık gösterse de iktisadi küreselleşme ve işgücü piyasalarının serbestleşmesiyle hızlanmıştır (de Bakker et al., 2020).

Pek çok akademik çalışma, Küresel Güney’deki (Latin Amerika, Afrika, Güneydoğu Asya gibi gelişmekte olan ülkeleri kapsayan bölge) tedarik zinciri işçilerinin çalışma koşulları ve örgütlenme özgürlüğü ile toplu sözleşme hakları bağlamında, Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) davranış kuralları ile fiili uygulamalar arasındaki uçuruma dikkat çekmiştir (Anner, 2012; Egels-Zandén ve Merk, 2014). Ancak Küresel Kuzey’deki (ABD, Kanada, Avrupa gibi gelişmiş ülkeleri kapsayan bölge) kadrolu çalışanların toplu hakları söz konusu olduğunda, bu uçurum çok daha az ilgi görmüştür. Sektör davranış kurallarının büyük çoğunluğunun uluslararası kabul görmüş çalışma standartlarını ve haklarını içermesi düşünüldüğünde, bu ihmal özellikle çarpıcıdır.

Bu uçuruma olan ilgim, KSS söyleminde toplu hakların yaygın şekilde tanınmasına ve son yıllarda Kurumsal Sosyal Sorumluluk anlayışının benzeri görülmemiş büyümesine rağmen, örgütlü emeğin yalnızca bu durumdan faydalanamamakla kalmayıp aynı zamanda ciddi bir gerileme yaşadığını fark etmemle başladı. Bu durum, Kurumsal Sosyal Sorumluluk anlayışının işçilerin toplu sesi ve hakları üzerinde olumsuz bir etkisi olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor. Bu sorgulama için, Weber’in ‘seçici yakınlık’ (elective affinity) kavramsal çerçevesine başvurdum; zira bu yaklaşım, birbirinden ayrı görünen olgular arasındaki yapısal ve ideolojik eşleşmeleri nedensellik iddiası taşımadan analiz etme olanağı sunar. (Steurer, 2013).

Küresel Kuzey ülkelerindeki iç KSS literatürüne yönelik çalışmaları meta-teorik bir analizle incelediğimde, kadrolu çalışanların hakları söz konusu olduğunda söylem ile uygulama arasında bir uçurum olduğunu tespit ettim. Bu uçurum, tedarik zinciri işçilerinin kolektif hak ihlallerine dair yapılan kapsamlı araştırmalar ile kadrolu çalışanların kolektif haklarına gösterilen sınırlı ilgi arasındaki mevcut farkı daha da derinleştiriyor. Bu eşitsizliğin altında 2 önemli faktör tespit ediyorum: İlk olarak, şirket içi sosyal sorumluluk anlayışının, çalışanların işverenlerine ve işyeri ortamına yönelik olumlu tutumlarını artırmayı ve yine şirket içi sosyal sorumluluk anlayışının olumsuz çalışan tutumlarıyla ilişkili örgütsel riskleri azaltmayı hedefleyen kurumsal stratejik yönetim araçlarına entegre edilmesi. Şirketler bu sayede çalışanları cezbetmeyi, elde tutmayı ve motive etmeyi amaçlarken, onların toplu haklarını ya görmezden geliyor ya da ikinci plana atıyor.

İkinci olarak, KSS söyleminde temel işçi hakları (örgütlenme özgürlüğü, toplu pazarlık gibi) ile işyeri koşullarına ilişkin konular arasında yapılan kavramsal ayrım dikkat çekicidir. Örneğin, Küresel Raporlama İnisiyatifi (GRI) standartlarında temel çalışma standartları ‘İnsan Hakları’ alt kategorisinde listelenirken; işçi/işveren ilişkileri, iş sağlığı ve güvenliği, iş-yaşam dengesi, eğitim ve çeşitlilik gibi diğer istihdam göstergeleri ‘İş Uygulamaları ve İnsana Yakışır İş/Decent Work’ alt kategorisinde yer almaktadır. ESG (çevresel, sosyal ve yönetişim) raporlaması için en yaygın kullanılan standartlar olan GRI, bu ayrımın kurumsallaşmasına katkıda bulunmakta ve tartışmalı bir şekilde, Küresel Kuzey’deki iç işgücü için temel çalışma standartlarının -sağlam (resmi veya normatif) düzenleyici mekanizmaları nedeniyle- daha az ilgili olduğu (hatalı) inancını yansıtmaktadır.  

Bu analiz, iç KSS ve örgütlü emeğin/sendikal gücün gerilemesinin yalnızca yapısal benzerlikler ve zamansal uyum gösteren “uygun” olgular olmadığını, aynı zamanda çalışanların kolektif güç kaynaklarını zayıflatarak, yönetim ile çalışanlar arasındaki güç dengesizliklerini artırarak ve işçilerin kolektif dayanışmasını baltalayarak birbirlerini karşılıklı olarak güçlendirdiklerini ortaya koymaktadır. Özellikle, örgütlü emeğin gerilemesinin şirket esnekliğini teşvik ederek işçilerin kolektif haklarını ve seslerini aşındırdığını, buna karşılık şirket içi kurumsal sosyal sorumluluk anlayışının ise çalışanların ihtiyaç ve çıkarlarına bireysel düzeyde hitap ederek bu aşınmayı sürdürdüğünü savunuyorum.

Elbette, dahili KSS ve örgütlü emeğin gerilemesi, karmaşık toplumsal gerçeklikler ile çeşitli kurumsal ve coğrafi bağlamlarda şekillenmiş ve farklı olgular olarak tezahür etmiştir. Bu nedenle, benzer yapısal sonuçları açıklamak için ampirik bir nedensellik argümanı yeterli değildir. Bununla birlikte, ‘seçici yakınlık’ kavramını bir yorum şeması olarak kullanarak, iç KSS’nin sendikasızlaştırma ve örgütlü emeğin gücündeki genel düşüş gibi piyasa liberalizmi gündemlerini meşrulaştırdığını ve istihdam ilişkilerinin depolitize edilmesinde araçsal bir rol oynamış olabileceğini öne sürüyorum.

Özetle, son on yıllarda örgütlü emeğin/sendikal gücün gerilemesine paralel olarak işçilerin kolektif sesinin erozyona uğraması, çalışanlar arasında yoksulluğun artması ve gelir ile servet arasındaki uçurumunun derinleşmesi gözlemlenmiştir. Kurumsal sosyal sorumluluk anlayışına yönelik stratejik ve yönetsel yaklaşımların ana akımlaşması ise, bir yandan bu sosyo-ekonomik sorunların çözümünden uzaklaşılmasına imkan tanırken, diğer yandan kurumsal sosyal sorumluluk proje ve programlarının şirket değerleri ve örgütsel hedeflerle uyumunu güçlendirmiştir.

KAYNAKLAR:

  • Anner, M. (2012). Corporate social responsibility and freedom of association rights: The precarious quest for legitimacy and control in global supply chains. Politics & society, 40(4), 609-644.
  • De Bakker, F. G., Matten, D., Spence, L. J., & Wickert, C. (2020). The elephant in the room: The nascent research agenda on corporations, social responsibility, and capitalism. Business & Society, 59(7), 1295-1302.
  • Egels-Zandén, N., & Merk, J. (2014). Private regulation and trade union rights: Why codes of conduct have limited impact on trade union rights. Journal of Business Ethics, 123, 461-473.
  • Farooq, O., Rupp, D. E., & Farooq, M. (2017). The multiple pathways through which internal and external corporate social responsibility influence organizational identification and multifoci outcomes: The moderating role of cultural and social orientations. Academy of management journal, 60(3), 954-985.
  • Mory, L., Wirtz, B. W., & Göttel, V. (2016). Factors of internal corporate social responsibility and the effect on organizational commitment. The International Journal of Human Resource Management, 27(13), 1393-1425.
  • Steurer, R. (2013). Disentangling governance: a synoptic view of regulation by government, business and civil society. Policy Sciences, 46, 387-410.
    Visser, J. (2012). The rise and fall of industrial unionism. Transfer: European Review of Labour and Research, 18(2), 129-141.
  • YAZININ İNGİLİZCE ORİJİNALİNİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ
  • TAMAR BARKAY’IN BU KONUDAKİ MAKALESİNE ERİŞMEK İÇİN TIKLAYINIZ. 
DİĞER KATEGORİLERDEKİ YAZILAR
“TÜİK: Hanehalkı Tüketim Harcaması, 2024″ Verilerine İlişkin Bir İnceleme – Semih Çalışkan Yazdı
13Tem

“TÜİK: Hanehalkı Tüketim Harcaması, 2024″ Verilerine İlişkin Bir İnceleme – Semih Çalışkan Yazdı

TÜİK tarafından açıklanan "Hanehalkı Tüketim Harcamaları" verileri tüketimin nasıl temel ihtiyaçlara sıkıştığını gözler önüne seriyor!

2025 Yılı 1. Çeyrek Büyüme Verileri: Sağlıksız Sonuçlar! – Semih Çalışkan yazdı!
04Haz

2025 Yılı 1. Çeyrek Büyüme Verileri: Sağlıksız Sonuçlar! – Semih Çalışkan yazdı!

Türk ekonomisi 1. çeyrek büyüme verileri açıklandı! Bu büyümenin kaynağı ne, ne kadar sağlıklı ve…

Ulusal Varlık Fonları: Küresel Sistemin Yükselen Yıldızları – Betül Pişkin Yazdı
31May

Ulusal Varlık Fonları: Küresel Sistemin Yükselen Yıldızları – Betül Pişkin Yazdı

Ulusal Varlık Fonları, son yıllarda küresel sistemin yükselen yıldızları. Neden bu kadar çok gündeme geliyor…

Pekin Deklarasyonunun 30. Yılında 69. Kadının Statüsü Komisyonu ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği – Melis Şeyda Ergül Yazdı
27May

Pekin Deklarasyonunun 30. Yılında 69. Kadının Statüsü Komisyonu ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği – Melis Şeyda Ergül Yazdı

Pekin Deklarasyonunun 30. Yılında 69. Kadının Statüsü Komisyonu ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hakkında Bir Rapor

Gıda Enflasyonu Sarmalında Türkiye: Asgari Ücretliler Nasıl Etkileniyor? – Semih Çalışkan Yazdı
29Mar

Gıda Enflasyonu Sarmalında Türkiye: Asgari Ücretliler Nasıl Etkileniyor? – Semih Çalışkan Yazdı

Gıda Enflasyonu: Türkiye’de Gerçekten Ne Yaşıyoruz? Enflasyon herkesin gündeminde. Ama mesele sadece rakamlardan ibaret değil.…

Türkiye’de Kadın İstatistikleri – Semih Çalışkan Yazdı
16Mar

Türkiye’de Kadın İstatistikleri – Semih Çalışkan Yazdı

Türkiye'de kadın istatistikleri ne söylüyor ? Kadın eğitim ve iş hayatına ne ölçüde katılabiliyor ?…