Birkacdakika, yaşama dair bir yeni medya girişimidir!

BİRKACDAKİKA Okuma Listene Ekle
| ES/PE'DE YAZILDI. TÜRKÇE ÇEVİRİSİ SADECE BİRKACDAKİKA'DA! |

Düşünsel bir kavgaya davet: Kitap tavsiyesi!

Geçtiğimiz günlerde, Stanford University Press’in “Currencies: New Thinking for Financial Times” serisindeki kitapları inceliyordum. Aralarından biri özellikle dikkatimi çekti: The Sexual Economy of Capitalism. Kitabın adına bakınca, bu kadar sofistike ve niş bir içeriğe sahip olacağını tahmin etmemiştim. Merakla PDF versiyonunu edindim ve okumaya başladım.

Şu an ikinci kez okuyorum. En son bir metni okurken bu kadar çok notu, üniversite üçüncü sınıfta, Güzin Emel Akkuş’un İktisadi Analiz dersinde almıştım. Bir kitapla böylesine düşünsel bir kavga verdiğim anları hatırlamakta zorlanıyorum. Sanırım en son, Foucault’nun eserlerini okurken benzer bir zihinsel mücadele yaşamıştım.

Kitap hakkında biraz araştırma yaparken, yazarın kendi eserini tanıttığı bir yazıya rastladım. Bu yüzden bunu hemen paylaşmak istedim. Önümüzdeki günlerde kitabın eleştiri ve değerlendirmesini de yazmayı umuyorum. Bakalım altından kalkabilecek miyiz? Zaman gösterecek. 😊


*Bu blog yazısı, ilk olarak Economic Sociology & Political Economy (ES/PE) community blog’da yayınlanmıştır. Orijinal metin için tıklayınız.
NOAM YURAN YAZDI
The Sexual Economy of Capitalism: Monogamy, Prostitution and Economic Thought

İnsanlar yeni kitabım “The Sexual Economy of Capitalism”in ismini gördüklerinde bunun hemen kapitalizmin özel ve mahrem alanlarımızı nasıl şekillendirdiği hakkında olduğunu anlıyor: Piyasa ilişkileri; duygulara, aşk hayatına, cinsellik ve evliliğe nasıl nüfuz ediyor?

Doğrusu kitap tam tersi bir yolu takip ediyor. Kitabın çabası sexin ilginç/garip ekonomik perspektifinden kapitalizmi anlamak, kapitalizmin cinselliği nasıl tekrar şekillendirdiğini anlamak değil. Evlilik, fuhuş ve bazı durumlarda aşk dahi ekonomik boyutlara sahiptir. Bu boyutlar, piyasa ekonomisine dair ana akım yaklaşımlardan kökten farklıdır. Ancak bu boyutlar, kapitalist ekonominin, bu haliyle, gizli bir kodunu temsil etmektedir. Neden kapitalizmi bu alışılmadık perspektiften anlamalıyız? Bu sorunun basit cevabı tarihsel monogaminin içerisinde barınmaktadır. Tarihsel patriyarkal monogami aralarında herhangi bir sorun/gerginlik olmaksızın hem bir mülkiyet rejimi hem de cinsel bir rejimdi. Geleneksel toplumlarda, evlilik bir değiş tokuş olarak anlaşılırdı ve kadın eşler direkt veya dolaylı olarak kocalarının mülkleri olurdu. Tüm bunlar kapitalizm ve liberalizmin birlikte ve paralel gelişimi ile değişti.

Hala tek tek eşlilik devam ediyor. Bir anlamda kayıp geçmişin bir kalıntısı olarak varlığını sürdürüyor. Feminizim bize “kadınların mülkleştirilmesinin veya kadınların meta olarak sahiplenilmesinin” ( ownership of women açıklayıcı olması için böyle çevrilmiştir.) ” hala evlilik ve cinsiyet ilişkilerine içkin kavramlarda çeşitli formlarda bulunduğunu öğretti. Örneğin Shulamith Firestone, Andrea Dworkin, Arlie Hochschild ve Betty Fridan romantik ilişkilerde, cinsel imgelemler ve fanteziler, hanehalkı içerisinde emeğin duygusal dağılımında “sahiplik” kavramının nasıl ifade edildiğini göstermiştir. Kitabım, teorik bir ekonomik sorgulama için burayı başlangıç noktası olarak alıyor. “Sahiplik/mülkiyet” temel bir ekonomik kavram olduğundan, kadınların mülkiyet sisteminden formal olarak dışlanmasıyla birlikte dramatik bir değişime uğramış olması gerekir. Kadınları ve bir şeyleri kapsayan mülkiyet (geleneksel ataerkil toplumlarda olduğu gibi) sadece bir şeyleri kapsayan mülkiyet (iktisat biliminin yanlış varsaydığı şekilde) aynı kavram değildir. Her ikisi de formal olarak yalnızca nesneleri fakat gayri resmi olarak kadınları da kapsayan mülkiyetten farklıdır – ki bu, feminizmin bize öğrettiği gibi onun kapitalist versiyonudur. Liberalizm ve kapitalizm, ataerkilliği ortadan kaldırmamış, yalnızca ona Carole Pateman’ın “modern Patriyarka” olarak adlandırdığı yeni bir biçim kazandırmıştır. Cevapsız kalan soru ise, bu dönüşümün iktisat teorisi açısından ne anlama geldiğidir. Kapitalizmi açıklayabilecek teori – ve bu kesinlikle ana akım iktisat teorisi değildir – nasıl bir teori olabilir? Bu bağlamda, kitabım, kapitalizmde cinselliğin özel alanına dair bir teori değil; sex ekonomisine dayanan bir kapitalizm teorisidir.

Monogaminin geleneksel biçiminin ötesine geçen varlığı, kapitalizm hakkındaki bazı köklü yanılgıları terk etmeyi gerektirir. Kapitalist toplumlarda piyasa ilişkilerinin, en mahrem alanlar da dahil olmak üzere hayatın tüm yönlerine nüfuz ettiği düşüncesi yaygın bir görüştür. Ancak, her şeyin değiş tokuşa açık olduğu bir ekonomi, gerçekte antropologların “ilkel ekonomi” olarak adlandırdığı yapıya daha yakındır. Kapitalizmin ise, aileyi ekonominin dış-iç unsuru olarak konumlandıran özgün bir topoloji üzerinden kavramsallaştırılması gerekir: Piyasaya dışsal ancak ekonomiye içkindir. Benzer şekilde, paranın niteliksel farklılıkları ortadan kaldıran ve evrensel bir eşdeğerlik ağı yaratan bir araç olduğu düşüncesi de yerleşik bir inanıştır. Gerçekte, kapitalizmde para, denklik ve hesaplama ihtimallerini altüst eden müstehcen bir nesnedir. Bu, “Kapitalizmde her şeyin bir fiyatı vardır.” klişesinin asıl anlamıdır. Kelimenin tam anlamıyla okunduğunda, bu ifade paranın dengeleyici gücüne ve piyasa mantığının genişlemesine işaret eder. Ancak bu klişenin asıl gücü, barındırdığı müstehcen alt tondadır. Ve bu müstehcen alt ton tam tersini ifade eder: Kapitalist ekonomi, kapitalist piyasa ile aynı şey değildir. Bu, paranın satın almaması gereken ancak yine de elde ettiğinden şüphelenilen şeyleri ifade eder. Yani para, piyasa dışı ilişkiler aracılığıyla satın alınamayan ya da alınmaması gereken şeylerle ilişkilendirilir.

Kapitalist paranın ahlakdışı doğası, fuhuşta en çarpıcı halini alır. Evlilik kurumunun ekonomik statüsündeki değişime paralel olarak, fuhuş hem şeffaf hem de radikal bir dönüşüm geçirdi. Fuhuş, kapitalizm öncesinde de iğrenilen bir şeydi ve hala öyle. Fuhuşa yönelik toplumsal tutum, kadın cinselliğine dair kadın düşmanı bir kaygıyı ifade ediyordu ve hala ediyor. Ancak, ona duyulan nefretin gerekçeleri değişti. Kapitalizm öncesi dönemde fuhuş, cinsel ahlakın bir parçası olarak kınanıyordu. Yasadışı bir cinsel davranış olarak zina ve cinsel aldatma ile aynı gruba dahil ediliyordu. Kapitalist toplumlar ise cinsel etik konusunda çok daha liberaldir. Aldatma ve zina artık kesin ahlaki kategoriler olarak görülmüyor. Yine de fuhuş hâlâ iğrenilen bir şey; ancak bugün, ona duyulan nefretin nedeni değişmiş durumda. Bugün nefret edilen şey artık cinsel eylemin kendisi değil, ona dahil olan parasal alışveriştir. Günümüzde fuhuşun müstehcenliği, paranın müstehcenliğiyle aynıdır ve bu nedenle kapitalist parayı doğru anlamak, onun fuhuşla olan ilişkisini de anlamayı gerektirir.

Para erkeğin fuhuş deneyimi hakkında da bilgi verir. Catherine MacKinnon, fuhuş istismarının sadece cinsel bir zevk değil aynı zamanda sex vasıtasıyla kadının üzerindeki bir tahakküm olduğunu ifade ediyor. Erkek müşterilerin istedikleri sadece cinsel zevk değil aynı zamanda “ben ne istersem onu yapacaksın” cinsel birlikteliğidir. MacKinnon, bu haz için tuhaf bir ifade kullanır: Erkekler fuhuşta “ücretli seks için ödeme yapar”. Kelimenin tam anlamıyla okunduğunda, bu ifade, fuhuştaki erkek zevkinin parasal olduğunu söyler: Paranın evrensel güncünün nihai tezahürü: sex dahil her şeyi satın alabilme gücü! MacKinnon’un ifadesindeki ekonomik vurguyu fark edin. Bu ifade, ana akım ekonominin en temel kavramlarından ayrılır; çünkü para, alışverişin her iki tarafında da yer alır. Para, yalnızca bir şey karşılığında ödenmekle kalmaz, aynı zamanda ödenen şeyin doğasını da değiştirir. Bu durum, ekonomik teori açısından bir sapma olsa da kapitalist gerçekliğin kurallarına çok daha yakındır. Ne zaman açıkça pahalı bir şey satın alsak, aslında “ücretli bir X” için ödeme yapmış oluruz.

Evlilik ve fuhuş, kapitalizmin aynı topolojisinin iki farklı yönüdür; bu yapıda cinsiyet ilişkileri piyasadan dışlanmış olsa da ekonomiye dahildir. Evlilik hâlâ önemli bir ekonomik kurumdur, ancak ekonomik bir yapı olarak görülmemelidir. Evlilik, pratik değerlendirmeler yerine aşk ile motive edilmelidir. Gerçekten de, kapitalizmde, Simone de Beauvoir’un ifadesiyle, fuhuş ‘evliliği takip eden bir gölgedir.’ Kapitalist piyasa, bu ikisi arasında şekillenir. Evliliğin değişim alanının dışında tutulması, bu geleneksel olarak saygın insan etkinliğini aşağılayıcı hale getiren unsurlardan biridir; bu durum, piyasa içindeki evliliğin gölgesinde ifade edilmiştir.

Bu topoloji nasıl bir ekonomik teorinin temeli olabilir? Kitabın yanıtı, kapitalist ekonominin parayla satın alınamayan şeyler etrafında örgütlendiğidir. Kapitalizmde, parayla satın alınamayan şeyler bir ekonomik kategori olarak anlaşılmalıdır. Bu kategori, ekonomik yaşamda çeşitli şekillerde olumlu olarak ifade edilir. Ekonomik motivasyonları ve davranışları yönlendirir (örneğin, sonsuz kâr hırsı, daha çok para için değil, paranın ötesindeki bir şey içindir), kapitalist parayı önceki biçimlerinden ayırır ve hatta parayla satın alınan malların üzerine kazınmıştır (örneğin, markalaşma genellikle parayla satın alınamayan bir şey vaat eder). Feodal ekonomi ile yapılan bir karşılaştırma, bu ekonomik kategorinin kapitalizmdeki benzersiz yerini netleştirir. Feodal ekonomi de parayla satın alınamayan şeyler, yani toprak ve buna bağlı sınıf statüsü etrafında örgütlenmişti. Ancak feodalizmde, bu kategori paranın gücü üzerinde gerçek bir sınırlama oluşturuyordu.

Kapitalizmde, feodal ekonominin tam tersine, parayla satın alınamayan şeyler soyut ve geçirgen bir sınır oluşturur. Bu, paranın, hayatın tüm alanlarına yayılma biçimini gösterir. Bazı şeyler vardır ki, para onları satın alamaz ya da almamalıdır. Ancak bazen satın alır ya da satın aldığı düşünülür. Belki onları satın almadan elde eder. Belki de bir ikamesini satın alır. Reklamlara basit bir göz atmak bile bunu netleştirir. Reklamlardan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Kapitalizmde eşler satın alınmaz, ancak satın alınan her şey bir kadına dönüşür.

Bu teoriyi geliştirmek için kitap, iktisadi düşünce tarihine yöneliyor. Ancak benim bu tarihe yaklaşımım tamamen yanlıdır: Ekonominin, bilimsel bir disiplin haline gelirken neyi unuttuğu, neyi koruduğundan çok daha önemlidir. Argümanın teorik temelini beş ekonomik düşünür oluşturur: Marx, Veblen, Mandeville, Sombart ve Weber. Bu düşünürlerin ortak noktası tarihsel bir bakış açısına sahip olmalarıdır. Kapitalizme özgü bir ekonomik teori geliştirmek istiyorsak, böyle bir bakış açısı zorunludur. Aynı zamanda, bu düşünürlerin eserleri farklı yollarla paranın satın alamadıkları kategorisini yansıtıyor. Bu kategori nadiren doğrudan dile getirilir, ancak bu yazarların eserlerinde okunabilir ve ekonomi disiplininden radikal bir biçimde farklı bir ekonomik teorinin sınırlarını çizer. Denge kavramlarının yerine, paranın satın alamadıklarıyla ilişkili olan para, ekonomiyi denge dışı bir hale getirir. (Burada anlatılmak istenen şey, kapitalist ekonomide paranın sadece mal ve hizmet almakla kalmadığı, aynı zamanda insanların arzularını, sosyal statülerini ve değerlerini de etkilediğidir. Ancak para her şeyi satın alamaz. Örneğin, onur veya aşk parayla satın alınamaz. Bu da kapitalist ekonomiyi sürekli dengesiz bir hale getirir, çünkü insanlar parayla her şeyi elde etmek isterken, bazı şeyler bunun dışında kalır.) Ekonomi, ihtiyaçlar ile arzular arasında askıda kalır. Bu durum, lüks ve zorunlu tüketim arasındaki hiyerarşiyi altüst eder ve malların değişiminde ve değerlemesinde dışsal bir aracı olmaktan çıkıp, doğrudan onların içine işleyen bir unsur haline gelir. Nadir durumlarda, paranın satın alamadıkları iktisadın klasik geleneğinde de kendine yer bulur. Adam Smith ve Alfred Marshall bu kavrama değindiklerinde, onu teorilerinin bir istisnası olarak ele alırlar. Ancak ben, tam da bu istisnalar üzerinden, onların kapitalizmi en iyi anladıkları noktaya ulaştıklarını öne sürüyorum.

The Sexual Economy of Capitalism” kitabı altı bölümden oluşuyor. İlk bölüm, kapitalizmin benzersiz topolojisini ve bunu teorileştirmek için gerekli kavramları ele alıyor. İkinci bölüm ise iktisadi düşünce tarihinde cinselliğin yerini inceliyor. Bu bölümün çıkış noktası, modern iktisadi düşüncenin tuhaf başlangıcıdır. En müstehcen iktisadi metinlerden biri olan Bernard Mandeville’nin Fable of the Bees eseri, fahişeler, metresler, kocalar ve eşlerle doludur. Adam Smith, Mandeville’in teorisini daha edepli bir şekilde yeniden yazmış ve bu figürleri zanaatkârlar ve esnaflarla değiştirmiştir. Ancak bu değişiklik, yalnızca bir üslup meselesi değildir. Bu bölüm, bunun ekonomi kavramında köklü bir dönüşümü de beraberinde getirdiğini ortaya koymaktadır. Üçüncü bölümde evlilik konusu ele alınmaktadır. Bu bölümde, evliliğin bir değiş tokuş ilişkisi olarak değil de aşk temelli bir kurum olarak düşünüldüğünde ekonominin nasıl bir şekil aldığı sorgulanmaktadır. Dördüncü bölümde ise fuhuş tartışılmaktadır. Burada sex işçiliğinin hangi teorik iktisat bahislerinden etkilendiği tartışılır. Aynı zamanda fuhuş istismarı bir parasal deneyim olarak ele alınır ve fuhuş ile finans arasındaki kültürel bağın mantığı araştırılır. Beşinci bölüm, yirminci yüzyıl boyunca tüketimin erotikleştirilmesini ele alır. On dokuzuncu yüzyılda kapitalizmin cinsel ekonomisi daha belirgin bir şekilde görülebilir. Zola, Balzac, Trollope veya Wharton’un bir realist romanını okumak bile bunun izlerini görmek için yeterlidir. Yirminci yüzyılda ise bu ekonomi daha az görünür hale gelmiştir, ancak bu, ortadan kalktığı anlamına gelmez. Aksine, belirli alanlarla sınırlı olmaktan çıkmış ve tüm ekonomiye yayılmıştır. Cinsel açıdan bakıldığında, aşk ve evlilik arasındaki gerilim ortadan kalkmıştır. Ekonomik açıdan ise, erotikleştirilmiş mallar olan lüks tüketim ürünleri ile temel ihtiyaçlar arasındaki ayrım bulanıklaşmıştır. Bu bölüm, erotizmin tüm tüketim alanına nasıl yayıldığını ortaya koyar.Altıncı bölüm ise önceki bölümün bakış açısını tamamlayarak odağını ekonomiden cinselliğe çevirir. Kapitalizmin mantığının çağdaş cinsel kültürü—pornografi, flört, geçici cinsel ilişki pratikleri veya kısa süreli beraberlikler ve daha fazlası—nasıl şekillendirdiğini gösterir.

BİRKACDAKİKA The Sexual Economy Of Capitalism - Noam Yuran

Bu konular sizi de düşündürüyor mu? Kitap hakkındaki fikirlerinizi blogda yorum olarak paylaşın, tartışalım! 😊

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla ve Hâl-i Pürmelâlimiz
08Mar

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla ve Hâl-i Pürmelâlimiz

| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA ve HÂL-İ PÜRMELÂLİMİZ – SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI GSYH, 2025 yılının son çeyreğinde bir önceki yılın aynı…

Enflasyon, Vergi Politikaları ve Ücretliler

| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | ENFLASYON, VERGİ POLİTİKALARI VE ÜCRETLİLER – SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI Uzun bir aradan sonra yeniden bir enflasyon yazısı kaleme alıyorum. Kendimi…

Beşeri Sermaye Endeksi: İyi sağlık, iyi eğitim! – Semih Çalışkan Yazdı!
22Eyl

Beşeri Sermaye Endeksi: İyi sağlık, iyi eğitim! – Semih Çalışkan Yazdı!

| SEMİH ÇALIŞKAN YAZDI | BEŞERİ SERMAYE ENDEKSİ: İYİ SAĞLIK, İYİ EĞİTİM! Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) birkaç gün önce yeni bir veri seti yayınladı. Bu…

Abone ol